Gerçek hayatın içinden süzülüp gelen gerçek hikayeler, duygulara dokunan yaşanmış hikayeler, sizi içine çekecek gizemli hikayeler, şaşırtıcı ilginç hikayeler, yürek burkan duygusal hikayeler, ürkütücü korku hikayeleri ve düşündürücü ibretlik hikayeler ile dolu bir dünyaya adım atıyorsunuz.
Bu kanalda, yaşanmış olaylardan çıkarılan derslerle bezeli sıra dışı hikayeler, beklenmedik sonlara sahip dramatik anlatılar ve sizi derinden sarsacak şok edici gerçekler yer alıyor.
Hayatta kalma mücadeleleri, umut veren başarı hikayeleri ve yaşamın içinden gelen motivasyon dolu anlar, izleyiciye ilham verirken; bir yandan da trajik aşk hikayeleri ve dram dolu hayat öyküleri kalbinizin derinliklerine dokunacak.
Gerilim ve korku hikayeleri sevenler için, tüyler ürperten paranormal hikayeler, ürkütücü cin hikayeleri ve açıklanamayan esrarengiz olaylar bu kanalda sizi bekliyor.
Bilinmeyenleri keşfetmek isteyenler için, akıl almaz detaylarla dolu gizemli vakalar, gerçek hayata dayanan doğaüstü olaylar ve inanılması güç ama belgelenmiş gerçek hikayeler düzenli olarak paylaşılıyor.
Ayrıca, gizemin peşinden gitmeyi seven izleyiciler için dedektif hikayeleri, düşünmeye sevk eden psikolojik gerilim hikayeleri, merak uyandıran alternatif tarih olayları ve etkileyici gizemli dostluk öyküleri de içeriklerimiz arasında.
Her hafta yayınlanan yeni videolarla gerçek dünyada yaşanmış gizemli olaylar ekranlarınıza geliyor.
Bilim kurgu ve mitoloji tutkunları için ise fantastik hikayeler, efsaneleşmiş anlatılar ve unutulmaz mitolojik olaylar, gizemli efsaneler ve kadim mitolojik canavarlar eşliğinde karşınıza çıkacak.
Bunun yanında, içinizi ısıtacak eğlenceli anılar, tebessüm ettirecek komik hikayeler ve kültürel zenginlikleri yansıtan kültürel öyküler de sizi bekliyor.
Macera tutkunları için sürükleyici kaçış öyküleri, aksiyon dolu gelişmeler ve ilham verici kahramanlık hikayeleri de kanalımızda yer alıyor.
Tarihin bilinmeyen yönlerini keşfetmek isteyenleri, etkileyici şehir efsaneleri, tarihten ilginç olaylar, yürek burkan trajik geçmiş hikayeleri ve akıldan silinmeyecek şok edici gerçekler ile zaman yolculuğuna davet ediyoruz. Yaşanmış Gerçek Hikayeler kanalına hoş geldiniz...
🔔Gerçek hikayelerin izini sürmek için şimdi abone olun ve bildirimleri açarak hiçbir hikayeyi kaçırmayın...
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Herkes ona baktığında ne görüyordu biliyor musunuz? Kocasını kara toprağa vermiş, beş
0:06
parasız o eski evin soğuk duvarları arasına sıkışıp kalmış kaderine razı bir
0:11
kadın Semiha. Mahalleye siyah lüks arabalar girdiğinde
0:18
herkes Semia için endişelendi. Bu kurtlar sofrasında tek başına ne yapacak? dediler.
0:25
Şehrin en karanlık, en güçlü adamları onun peşindeydi. Hepsi geride kalan o
0:31
yüklü borcun ve kayıp bir servetin hesabını soruyordu. Ama herkesin, o güçlü adamların bile
0:38
yanıldığı bir şey vardı. Hem de çok büyük bir yanılgı.
0:44
Onlar Semiha'nın sadece korkup kaçacak bir av olduğunu sandılar.
0:49
Oysa Semiha yıllarca susarak büyüktüğü bir akla ve demir gibi bir iradeye
0:55
sahipti. Bir imparatorluğu devirmek için kaba kuvvete ya da tehditlere ihtiyacı yoktu.
1:03
Onun en büyük gücü herkesin masum bir bebek hatırası sandığı, sandığın en
1:09
dibinde saklanan o küçücük pembe örgü patikti.
1:14
Sessizliğin en büyük çığlık, sabrınsa en keskin güç olduğunu kanıtlayan bir
1:20
uyanış hikayesi. Küllerinden doğan bir kadının gölgeleri aydınlığa çevirişi.
1:28
Heyecan dolu bu hikayemizde bizleri hangi ülke ve hangi şehirden takip ettiğinizi yazmayı ihmal etmeyin. Eğer
1:35
hazırsanız hikayemize geçebiliriz. İyi seyirler.
1:42
[Müzik] Yaşanmış Gerçek Hikayeler kanalına abone
1:49
olmayı ve videoyu beğenmeyi ihmal etme.
1:56
Evin ahşap kapısının önü birbirinin üzerine yığılmış, çamurlu ve eskimiş onlarca ayakkabıyla doluydu. Kapıdan
2:04
içeriye sızan soğuk hava içerideki ağır gül suyu ve rutubet kokusunu dağıtmaya yetmiyordu. Köşedeki eski soba son
2:12
odunlarını tüketmiş, geriye sadece cılız bir çıtırtı bırakmıştı. Genç kadın nasır
2:18
tutmuş ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi ve başındaki siyah yazmayı düzeltti. Gözleri kuru, bakışları
2:26
donuktu. Herkes ağlıyordu ama o sadece midesindeki o derin boşluğu
2:32
hissediyordu. Kocasının resmi duvarda asılı duran çatlak aynanın kenarına iliştirilmişti.
2:38
Fotoğraftaki adam gülümsüyordu. Ancak genç kadın o gülüşün arkasındaki tehdidi o evin duvarlarına sinmiş bağrışta
2:46
bığrışları hatırlıyordu. Yanına oturan yaşlı bir kadın elini omzuna koydu ve
2:51
sallandı. Ne iyi adamdı. karıncayı bile incitmezdi." dedi. Genç kadın başını
2:58
yavaşça çevirdi. Yaşlı kadının nemli gözlerine baktı. "Öyleydi" dedi. Sesi o
3:04
kadar kısıktı ki kendi bile duymakta zorlandı. İçerideki kalabalık, siyahlar
3:10
giymiş kadınlar ve köşede tespih çeken yaşlı adamlar bir yaz tiyatrosunun oyuncuları gibiydi. Genç kadın odanın
3:18
diğer ucunda dizlerini karnına çekmiş oturan küçükoğluna baktı. Çocuğun
3:23
üzerindeki kazak kolları kısaydı ve bilekleri soğuktan kızarmıştı. Babasının
3:29
yokluğunu henüz tam olarak kavrayamamış, sadece evdeki kalabalığın ve annesinin
3:34
sessizliğinin verdiği huzursuzlukla büzülmüştü. Kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başladı. Her giden kapının
3:42
önündeki ayakkabı yığınından kendi payını alıp eksiltirken evin içi daha da sessizleşti ve soğudu. En son kocasının
3:50
annesi yani yaşlı kayın valide kapıda durdu. Bastonunu yere sertçe vurdu.
3:57
"Oğlumu toprağa verdik. Şimdi ne yapacaksın?" dedi. Genç kadın kapının
4:02
pervazına tutundu. "Allah büyük. Bir çaresine bakacağız." dedi. Yaşlı kadın
4:08
yüzünü buruşturarak gelinine baktı. Borçları var. Ocağına incir ağacı dikti
4:13
de gitti. Bu evde ipotekli. Haberin var mıydı? dedi. Genç kadın yutkundu.
4:20
Boğazına bir yumru oturdu. Bilmiyordum. Dedi. Yaşlı kadın cevabı beklemeden
4:26
arkasını döndü ve karanlık sokağa doğru yürüdü. Kapı kapandığında genç kadın
4:31
sırtını o soğuk ahşaba yasladı ve yere çöktü. Bacakları artık onu
4:36
taşıyamıyordu. Odanın ortasında kalan küçük oğlan annesinin yanına geldi.
4:42
Anne, babam ne zaman gelecek? dedi. Genç kadın oğlunun saçlarını okşadı. Elleri
4:50
titriyordu. Gelmeyecek oğlum. O gitti. Dedi. Çocuk
4:56
anlamayan gözlerle baktı. Nereye gitti? Bize ekmek getirecek mi? dedi. Bu soru
5:04
kadının yüreğine bir bıçak gibi saplandı. Ekmek. Evde bir lokma ekmek kalmamıştı.
5:11
Cenaze için gelenler börekler, helvalar yemiş, çaylar içmiş ama giderken geriye
5:18
sadece bulaşık ve kırıntı bırakmışlardı. Kocasının cebinden çıkan bozuk paralarsa
5:24
kefen parasına ancak yetmişti. Genç kadın ayağa kalktı, mutfağa yöneldi.
5:30
Mutfak evin en soğuk yeriydi. Dolapları açtı. Boş kavanozlar, dibinde küf tutmuş
5:37
bir salça kutusu ve yarım paket kuru makarna. Başka hiçbir şey yoktu. Derin
5:42
bir nefes aldı. Pencereden dışarıya sokak lambasının aydınlattığı ıslak kaldırıma baktı. Yağmur yeniden
5:49
başlamıştı. Kocasının ölümü bir trafik kazası denmişti. Freni patlayan bir kamyonet. Ama genç kadın kocasının son
5:56
zamanlardaki huzursuzluğunu, gece yarıları gelen telefonları ve eve sürekli sarhoş gelişlerini biliyordu.
6:04
Bir şeyler yanlıştı ama şimdi düşüneceği şey bu değildi. Şimdi düşünmesi gereken
6:10
tek şey yarına çıkabilmekti. Oğlunu yatağına yatırdı. Yorganı üzerine
6:16
örttü. Çocuğun nefesi soğuk odada buharlaşıyordu. Genç kadın oturma
6:22
odasına geri döndü. Kocasının ceketinin asılı olduğu askıya doğru yürüdü. Ceket
6:27
hala sigara ve ucuz kolonya kokuyordu. Ceplerini yokladı. Belki belki kıyıda
6:33
köşede unutulmuş bir kağıt para vardır." diye umut etti. Sağ cep boştu. Sol cepte
6:39
sadece kullanılmış bir mendil vardı. İç cebi yokladı. Eline sert bir kağıt
6:44
parçası geldi. Kağıdı çıkardı. Bu bir rehin dükkanının fişiydi. Tarih
6:50
kocasının öldüğü günden sadece bir gün öncesini gösteriyordu. Altın kolye yazıyordu fişte. Genç kadın elini
6:58
boynuna götürdü. Kendi annesinden kalan düğünde taktığı o ince kolyeyi kocası
7:03
tamire götüreceğim diye almıştı. Demek satmıştı. Gözlerinden ilk defa bir damla
7:09
yaş süzüldü. Üzüntüden değil öfkeden. O kolyeyi satıp parayı ne yapmıştı? Ertesi
7:15
sabah güneş doğmadan uyandı. Ev buz gibiydi. Çocuğu uyandırmadan üzerine eski kalın paltosunu giydi. Sokağa
7:22
çıktı. Mahalle bakkalına gitmek zorundaydı ama yüzü yoktu. Veresiye defteri çoktan kabarmıştı. Yine de
7:29
şansını denemek zorundaydı. Bakkalın kepenkleri henüz açılıyordu. Bakkal orta
7:34
yaşlı göbekli bir adamdı. Genç kadını görünce yüzündeki gülümseme soldu. Başın
7:40
sağ olsun kızım." dedi. Genç kadın başını eğdi. "Dostlar sağ olsun." dedi.
7:46
Bir anlık sessizlik oldu. İki ekmek, biraz da zeytin alabilir miyim? dedi.
7:52
Bakkal tezgahın üzerindeki veresiye defterine elini koydu. Kızım rahmetlinin
7:58
borcu çok. Daha fazla yazamam. Patron kızıyor. Dedi. Genç kadın olduğu yerde
8:04
dondu kaldı. Utanç yüzünü ateş gibi yaktı. Tek kelime etmeden arkasını
8:10
döndü. Bakkaldan çıkarken bacaklarının titrediğini hissetti. Eve eli boş
8:16
dönemezdi. Oğlu uyanınca, "Anne ekmek." diyecekti. Mahallenin çıkışındaki fırına
8:21
doğru yürüdü. Fırının önünde dünden kalan bayat ekmeklerin konulduğu bir sepet olurdu. Belki oradan ucuz bir
8:28
şeyler alabilirdi. Fırının önüne geldiğinde sepetin boş olduğunu gördü. Tam o sırada fırının yan sokağından lüks
8:36
siyah bir araba geçti. Araba yavaşladı ve kadının hizasında durdu. Cam yavaşça
8:42
indi. İçeride koyu renk güneş gözlüklü şık giyimli bir adam vardı. Adam kadına
8:48
dikkatle baktı. "Sen o şoförün karısı mısın?" dedi. Genç kadın korkuyla geri
8:54
çekildi. "Siz kimsiniz?" dedi. Adam güneş gözlüğünü çıkardı. Gözleri soğuk
9:01
ve mesafeliydi. "Kocam bana bir emanet bırakacaktı. Teslim etmedi. "O emanet
9:07
nerede?" dedi. Genç kadın başını iki yana salladı. "Bilmiyorum. Hiçbir şeyden
9:13
haberim yok." dedi. Adam kadının yüzünü inceledi. Sonra ceketinin cebinden bir
9:18
kart vizit çıkardı ve kadının ayaklarının ucuna attı. "Eğer hatırlarsan ya da bulursan beni ara,
9:25
yoksa o ev başına yıkılır." dedi. Araba hızla uzaklaştı. Genç kadın yerdeki kart
9:32
vizite baktı. Üzerinde sadece bir telefon numarası vardı. İsim yoktu. eğildi. Kart viziti aldı ve cebine
9:39
koydu. Korku açlığın önüne geçmişti. Eve koşar adımlarla döndü. Kapıyı kilitledi.
9:45
Sürgüsünü çekti. Sırtını kapıya yaslayıp soluklandı. O sırada içeriden oğlunun
9:51
sesi geldi. Anne, karnım acıktı. Genç kadın mutfağa gitti. Ocağın üzerindeki
9:58
çaydanlığa su koydu. Kaynamasını bekledi. Dolabın en arkasında bir
10:03
kavanozun dibinde kalmış biraz tarhanayı buldu. Sadece suyla karıştırıp kaynatmaya başladı. Yağ yoktu, salça
10:10
yoktu. Sadece su ve biraz un kokusu. Çorbayı kaseye koydu ve içeri götürdü.
10:16
Oğlu kaşığı daldırdı, yüzünü buruşturdu. Bu tatsız dedi. Genç kadın oğlunun
10:23
yanına oturdu. Bunu yersen güçlenirsin. Kahramanlar böyle çorbalar içer." dedi.
10:30
Çocuk annesine inandı ve çorbayı içmeye başladı. O gün akşama kadar evden
10:35
çıkmadı. Akşam olduğunda kapı sertçe çalındı. Genç kadın irkildi. Oğlunu
10:41
kucağına aldı. Kapı tekrar daha sert vuruldu. "Kim o?" dedi. Dışarıdan bir
10:47
ses gelmedi. Sadece kapının altından içeriye beyaz bir zarf itildi. Genç
10:52
kadın zarfa doğru yaklaştı. Titreyen elleriyle zarfı aldı. Üzerinde ismi
10:58
yazmıyordu. Zarfı açtı. içinden bir miktar para ve bir not çıktı. Notta el
11:05
yazısıyla şöyle yazıyordu. Suspayı değil, vicdan parası. Kocasının ne
11:11
yaptığını öğrenme, sadece yaşa. Parayı avucunda sıktı. Bu para onlara bir ay
11:17
yeterdi. Ama kimden gelmişti? Sabahki adamdan mı yoksa kocasının ölümüne sebep
11:23
olanlardan mı? Parayı kullanmak suça ortak olmak mıydı? Ama oğlunun aç bakışları gözünün önüne
11:30
geldi. Gurur, aç karınları doyurmuyordu. Parayı cebine koydu. O gece oğlu
11:37
uyuduktan sonra kocasının eski eşyalarını koyduğu sandığı açtı. Belki
11:42
bir ipucu bulabilirdi. Sandığın en dibinde eski bir gazete kağıdına sarılı
11:47
metal bir kutu buldu. Kutuyu açtı. İçinde daha önce hiç görmediği üzerinde
11:53
numaralar olan paslı bir anahtar ve bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta kocası başka
11:58
bir kadın ve kucağında bir bebekle gülümseyerek poz vermişti. Arkasında bir
12:03
tarih ve bir isim yazılıydı. Leyla 2018.
12:09
Genç kadın fotoğrafı elinden düşürdü. Kocası 2018'de iş için şehir dışındayım.
12:15
Dediği aylarda başka bir hayat yaşıyordu. Peki o bebek kimdi ve bu
12:21
anahtar neyi açıyordu? Tam o anda dışarıdan bir cam kırılma sesi geldi.
12:27
Evin salon camı atılan bir taşla tuzla buz olmuştu. Taşın sarılı olduğu kağıtta
12:33
kırmızı mürekkeple şu yazıyordu: "Aramayı bırak. Genç kadın kırık cam
12:39
parçalarının arasında elinde kocasının ihanetinin belgesi, cebinde kimden
12:45
geldiği belli olmayan parayla karanlığın içinde kala kaldı. Bu sadece bir
12:50
başlangıçtı. Hayat mücadelesi şimdi gerçek bir savaşa dönüşüyordu.
12:57
Kırılan camdan içeriye dolan rüzgar odanın ortasındaki perdeyi bir hayalet gibi havalandırıyordu.
13:03
Genç kadın oğlunu yatak odasına kilitlemiş, eline geçirdiği kalın bir karton parçasıyla kırık pencereyi
13:10
kapatmaya çalışıyordu. Ellerine batan cam kırıklarını umursamıyordu.
13:16
Canının acısı yüreğindeki korkunun yanında hiç kalırdı. Koli bandıyla
13:21
kartonu pencere pervazına yapıştırırken dışarıdaki karanlığa son bir kez baktı.
13:28
Sokakta kimse yoktu. Sadece rüzgarın ıslığı ve uzaktan geçen bir bekçinin
13:34
düdük sesi duyuluyordu. Işığı açmaya cesaret edemedi. Karanlıkta el
13:40
yordamıyla yerdeki cam kırıklarını süpürdü. Her bir parça şıngırdayarak
13:45
küreye dolarken, kocasının hayatının da böyle paramparça olduğunu düşündü.
13:52
O adam, o siyah arabalı adam ve o tehditkar not, hepsi bir kabusun
13:57
parçaları gibiydi ama ne yazık ki uyandığında geçmeyecekti. Sabah olduğunda kartonla kaplı pencereden
14:05
sızan cılız ışık evin içindeki sefaleti daha net ortaya serdi. Genç kadın
14:11
mutfaktaki lavaboda yüzünü yıkadı. Aynaya baktı. Gözlerinin altı morarmış,
14:17
elmacık kemikleri daha da belirginleşmişti. Bu arada söylemeyi unuttuk. Ona sürekli
14:23
genç kadın diyoruz ama onun bir adı var elbette. Onun adı Semiha. Semiha
14:30
aynadaki yorgun suretine bakarken artık sadece bir anne değil aynı zamanda bir
14:36
avcı olmak zorunda olduğunu hissetti. Eğer o av olmazsa oğlu av olacaktı.
14:43
cebindeki parayı çıkardı. Dün gece kapının altından atılan o para saydı.
14:49
Bir ailenin iki aylık geçimini sağlayacak kadar banknot vardı. Bu parayı harcamak o meçhul adamın
14:56
vicdanını rahatlatmasına izin vermek demekti. Ama Semiha'nın gurur yapacak lüksü yoktu. Önce karnını doyurmalı,
15:04
sonra da bu kördüğümü çözmeliydi. Oğlunu uyandırdı, giydirdi. "Nereye
15:10
gidiyoruz anne?" dedi çocuk. Semiha çocuğun ayakkabılarını bağlarken,
15:15
"Bir hazine avına çıkacağız oğlum." dedi. Çocuğun gözleri parladı. Babasının
15:21
yokluğunu oyunla unutturmak en iyisiydi. Evden çıktılar. İlk iş olarak camcıya
15:27
gidip kırık pencere için ölçü verdi. Parayı peşin ödedi. Sonra kocasının
15:32
sandığından çıkan o paslı anahtarı cebinden çıkardı. Anahtarın üzerinde silik bir şekilde TC CDD harfleri ve 104
15:40
numarası kazılıydı. Bu tren garındaki emanet dolaplarının anahtarıydı. Kocası
15:45
ölmeden önceki son haftalarda sık sık istasyonda işim var diyerek evden
15:50
çıkardı. Demek ki işi o dolabın içindekilerle ilgiliydi. Şehrin tarihi
15:57
tren garına gitmek için otobüse bindiler. Hava kapalıydı. İnce bir yağmur camları dövüyordu. Semiha
16:04
kucağındaki oğluna sıkıca sarıldı. Otobüs şehrin kalabalık caddelerinden geçerken Semiha her siyah arabaya
16:12
şüpheyle bakıyordu. O adamın kart viziti hala cebindeydi. Ama onu aramak aslanın
16:18
inine silahsız girmek demekti. Önce elinde bir koz olmalıydı. Gara vardıklarında içerisi her zamanki gibi
16:25
kalabalıktı. Yolcular, bavullar, simitçiler ve düdük sesleri. Semiha
16:30
kalabalığın arasına karışarak emanet dolaplarının olduğu bölüme yöneldi. Kalbi göğüs kafesini zorluyordu. Ya
16:37
dolap boşsa ya biri onları izliyorsa 104 numaralı dolabı buldu. Eski metal
16:44
boyaları dökülmüş bir dolaptı. Etrafı kolaçan etti. Kimse ona bakmıyordu.
16:50
Titreyen elleriyle anahtarı kilide soktu. Anahtar zorlandı. Paslanmış
16:55
mekanizma direndi. Semia nefesini tuttu. Hafifçe zorladı ve tık sesiyle kilit
17:01
açıldı. Dolabın kapağını araladı. İçeride orta boy, siyah, deri bir çanta
17:07
duruyordu. Çantayı hızla alıp omzuna astı ve dolabı kapattı. Çanta ağırdı.
17:13
Hemen oradan uzaklaşmalıydı. Gar tenha bir köşesindeki bekleme salonuna geçti.
17:19
Oğlu camdan trenleri izlerken Semia çantayı kucağına aldı ve fermuarını açtı. Çantanın içinden çıkanlar
17:26
Semia'nın kanını dondurdu. Deste deste paralar yoktu. Onun yerine kalın kapaklı
17:32
bir defter, bir ses, kayıt cihazı ve bir bebek patiği vardı. Pembe, el örgüsü bir
17:38
bebek patiği. Semiya patiği eline aldı. Kocasının fotoğrafındaki o bebeğin
17:43
patiği olmalıydı bu. Peki neden buradaydı? Defteri açtı. Sayfalar dolusu
17:49
tarih, saat ve para miktarları not edilmişti. Ama asıl dikkatini çeken
17:55
sayfaların arasına sıkıştırılmış tapu fotokopileriydi. İsimlere baktı. Hepsi mahallenin, şehrin
18:02
bilindik zengin iş adamlarının isimleriydi ve en son sayfada kırmızı
18:07
kalemle daire içine alınmış bir isim ve adres vardı. Leyla Yılmaz, Karanfil
18:14
Sokak numara 8. Semiha defteri hızla kapattı. Kocası sadece borç batağına
18:19
saplanmamış, belli ki tehlikeli bir şantaj oyununa da girmişti. Bu defter o
18:24
siyah arabalı adamın aradığı emanet olabilirdi. Eğer öyleyse Semiha'nın elinde şu an tehlikeli bir şey
18:31
duruyordu. Ses kayıt cihazını eline aldı. Dinle yazan bir etiket yapıştırılmıştı üzerine. Kulaklığı taktı
18:39
ve oynat tuşuna bastı. Kasetin cızırtısı arasından kocasının titre sesi duyuldu.
18:45
Eğer bu kaydı dinliyorsan Semiha ben ölmüşüm demektir. Seni üzdüm biliyorum
18:51
ama her şeyi sizin için yaptım. O adamlar tefeciler peşimi bırakmadı.
18:57
Leyla Leyla masum. Onu koru. O benim hatamın bedelini ödüyor. Bunu bulursan
19:05
Leyla'ya götür. O her şeyin yerini sadece o biliyor.
19:10
Kayıt burada kesildi. Semiha kulaklığı hışımla çıkardı. Kocası ölürken bile
19:16
başka bir kadını Leyla'yı korumasını istiyordu. "Sizin için yaptım." diyordu
19:21
ama Semi'yı ve oğlunu ateşin ortasına atmıştı. Öfke korkusunu bastırdı.
19:27
"Leyla'ya götür" demişti. Demek ki kilit nokta o kadındı. Semiha çantayı sıkıca
19:33
kapattı. Oğlu yanına geldi. Anne, hazineyi bulduk mu? dedi. Semiha acı bir
19:40
gülümsemeyle oğluna baktı. Haritayı bulduk oğlum. Şimdi hazineye gideceğiz."
19:45
dedi. Gardan çıktılar. Adres şehrin eski ve tekinsiz mahallelerinden birindeydi.
19:51
Semiha taksiye binecek parası olmasına rağmen dikkat çekmemek için dolmuşa bindi. Yol boyunca defterdeki isimleri
19:59
düşündü. Kocası boyundan büyük işlere kalkışmıştı. Karanfil sokağa geldiklerinde hava kararmaya yüz
20:05
tutmuştu. Sokak lambaları bir yanıp bir sönüyordu. 8 numaralı ev iki katlı,
20:11
cumbalı ama bakımsız eski bir İstanbul eviydi. Pencereleri kapalı, perdeleri
20:16
çekiliydi. Evden yaşam belirtisi gelmiyordu. Semia oğlunun elini sıktı ve
20:22
kapıya yaklaştı. Kapı ziline bastı. Çalışmıyordu. Kapıyı yumrukladı. "Kimse
20:29
yok mu?" dedi. Ses gelmedi. Kapıyı itti. Kapı kilitli değildi. Gıcırtıyla açıldı.
20:36
Semia tereddüt etti. Girmeli miydi? Ama başka çaresi yoktu. İçeriye adımını
20:43
attı. "Leyla Hanım!" diye seslendi. Koridor karanlık ve tozlu idi. Yerlerde
20:49
çocuk oyuncakları, devrilmiş bir vazo ve dağılmış kağıtlar vardı. Sanki burada bir arbede yaşanmış, biri aceleyle
20:56
kaçmış ya da zorla götürülmüştü. Semiha salonun kapısına geldiğinde durdu.
21:02
Odanın ortasında yerde bir beşik duruyordu. Beşik boştu ama beşiğin üzerinde Semiha'nın çantasındaki patiğin
21:09
diğer eşi duruyordu. Semiha beşiğe doğru yürüdü. Tam patiği alacakken arkasından
21:15
bir döşeme gıcırtısı duydu. Hızla arkasını döndü. Koridorun gölgesinde
21:21
elinde bir bıçakla duran, saçları darmadağınık, gözleri çılgınca bakan genç bir kadın vardı. Kadın bıçağı
21:28
Semiha'ya doğrulttu. Bebeğimi sen mi aldın? dedi. Semiha ellerini havaya kaldırdı. Ben kimseyi almadım. Ben
21:35
Semiha. Kocam. Kocam sizi bulmamı istedi. Dedi. Kadın Semiha ismini duyunca duraksadı. Bıçağı tutan eli
21:42
titredi. Öldü mü? Onu öldürdüler mi? Dedi. Semiha başını salladı. Öldü. Dedi.
21:49
Genç kadın olduğu yere çöktü ve histerik bir şekilde gülmeye başladı. Öldü demek.
21:55
Kurtuldu. Ama bizi burada bıraktı. Onlar gelecek Semiha. Onlar bebeğimi aldı.
22:01
Şimdi de beni almaya gelecekler. Tam o sırada evin önünde bir arabanın prensesi
22:06
duyuldu. Araba kapıları sertçe kapandı. Semia pencereye koşup perde aralığından
22:12
baktı. Siyah araba ve o güneş gözlüklü adam. Yanında iki kişi daha vardı.
22:18
Semiha yere çökmüş ağlayan kadına döndü. "Kal hemen kalk. Geldiler." dedi. Leyla
22:26
denen kadın boş gözlerle baktı. "Gidecek yerimiz yok." dedi. Semiha kadının
22:32
kolundan tutup ayağa kaldırdı. Kendi oğlunu diğer eliyle kavradı. "Var" dedi.
22:39
"Arka kapı var mı bu evin?" Leyla başını salladı. Mutfaktan bahçeye çıkılıyor.
22:46
Semiha hayatında hiç olmadığı kadar güçlü hissetti kendini. İki kadının kaderi şimdi birleşmişti. Kocasının
22:53
ihaneti şimdi hayatta kalma sebebine dönüşmüştü. "Koşun." dedi. Mutfak
22:59
kapısından arka bahçeye çıktıklarında ön kapının kırılma sesini duydular. Semiha,
23:04
Leyla ve oğlu karanlık bahçede dikenli tellerin arasından geçerek yan sokağa doğru koşmaya başladılar. Yağmur
23:11
şiddetini artırmıştı. Çamurlara bata çıka koşuyorlardı. Semiha nefes nefese
23:17
arkasına bakmadan koşuyordu. Ama biliyordu ki bu kaçış sonsuza kadar
23:22
süremezdi. Artık sadece kaçmayacak, savaşacaktı. Elindeki o defter onların sonu
23:29
olabilirdi ama aynı zamanda kurtuluşu da olabilirdi. Yağmur sanki gökyüzüde bu gece işlenen
23:36
günahlara ağlıyormuş gibi bardaktan boşalırcasına yağıyordu. Semiha bir
23:42
eliyle oğlunun bileğini o kadar sıkı kavramıştı ki çocuğun parmakları beyazlaşmıştı.
23:48
Diğer eliyle çamurlu yokuşta sürekli ayağa kayan Leyla'yı çekiştiriyordu.
23:53
Nefesleri kesik kesik çıkıyor. Soğuk hava ciğerlerini bir bıçak gibi kesiyordu. Arkalarından gelen köpek
24:01
havlamaları ve uzaktan duyulan siren sesleri korkularını körüklüyordu.
24:07
Şehrin bu tarafı kentsel dönüşüm adı altında yıkılmış, yarım kalmış
24:12
inşaatlarla doluydu. Sokak lambaları buralara uğramazdı. Karanlık hem
24:17
dostları hem de düşmanlarıydı. Semiha gözüne kestirdiği inşaat alanı
24:23
içindeki paslı bir konteynerın arkasına sığındı. Dur dedi. Sesi yağmurun
24:29
gürültüsü arasında kaybolup gitti. Leyla dizlerinin üzerine çöktü. Üzerindeki
24:36
ince hırka sırıl sıklama olmuş. Saçları yüzüne yapışmıştı. Titriyordu ama
24:41
soğuktan değil kucağındaki boşluktan titriyordu. Bebeğim diye sayıkladı. Üşüyordur şimdi.
24:50
Acıkmıştır. Semiha oğlunu konteynerin kuytu tarafına
24:55
yağmurun değmediği bir köşeye oturttu. Sonra hışımla Leyla'ya döndü. Onu
25:01
omuzlarından tutup sarstı. "Kendine gel. Eğer şimdi dağılırsan o
25:06
bebeği asla bulamayız. Duyuyor musun beni? Kalk ayağa. Leyla boş gözlerle Semiha'ya
25:13
baktı. Bu kadının yüzünü yıllarca kocasının telefonunda gizli saklı fotoğraflarda görmüştü. Ondan nefret
25:20
etmişti. Ama şimdi hayatını kurtaran tek kişi oydu. "Nereye gideceğiz?" dedi
25:26
Leyla. Semiha etrafına bakındı. "Gidecek yerimiz yok. En azından sabah olana
25:32
kadar burada gözden uzak durmalıyız. Şu defter, o defterde ne var anlatacaksın.
25:39
İnşaat alanının derinliklerinde bekçi kulübesine benzeyen ama camları kırık terk edilmiş bir baraka buldular.
25:46
İçerisi rutubet ve kireç kokuyordu ama en azından kuru sayılırdı. Semiha
25:51
köşedeki eski çimento torbalarını üst üste koyarak oğluna bir yatak yaptı. Çocuk yorgunluktan ve korkudan bitap
25:58
düşmüş halde hemen kıvrılıp uyudu. İki kadın barakanın ortasında dışarıdan
26:03
sızan cılız ay ışığının altında karşı karşıya oturdu. Semiha çantasından o
26:09
kalın kapaklı defteri çıkardı. Kocam bu defter yüzünden öldü. Senin
26:14
bebeğin bu defter yüzünden kaçırıldı. Neyin nesi bu? dedi. Leyla deftere
26:20
korkuyla baktı. Elini uzatmaya cesaret edemedi. O defter Kuzgunun kara kutusu.
26:29
Semia kaşlarını çattı. Kuzgun kim? dedi. Siyah arabalı adam. Adını kimse bilmez.
26:37
Herkes ona kuzgun der. Çünkü o geldiğinde ölüm de gelir. Kemal yani
26:43
kocan onun muhasebecisiydi. Kuzgu'un kara paralarını aklardı. Ama
26:49
Kemal son zamanlarda korkmaya başlamıştı. Polise gitmek istiyordu.
26:54
Kendini sağlama almak için bu defteri tuttu. İçinde Kuzgun'un rüşvet verdiği
26:59
bürokratlar, silah sevkiyatları, her şey var.
27:04
Semia duyduklarına inanamıyordu. Kendi halinde bir şoför sandığı kocası şehrin
27:10
en karanlık suç örgütünün beyniyle çalışıyordu. Peki bebek, bebeği neden aldılar? dedi
27:17
Semia. Leyla hıçkırarak ağlamaya başladı. Kemal defteri sakladı. Kuzgun
27:24
defterin yerini öğrenmek için Kemal'i sıkıştırdı. Ama Kemal konuşmadı. Sonra
27:30
Kemal öldü ya da öldürüldü. Kuzgun defterin bende olduğunu sandı. Eve
27:36
geldiler. Defteri bulamayınca bebeğimi aldılar. Defteri getir, oğlunu
27:42
al. Dediler. Semiha defterin kapağını sıktı. Bu
27:47
defter hem ölüm fermanları hem de kurtuluş biletleriydi.
27:53
Kemal defteri bana bıraktı. Dedi Semiha. Sesi sertti. Çünkü sana güvenmedi ya da
27:59
seni korumak istedi. Bilmiyorum ama bildiğim bir şey var. Bu defteri onlara
28:05
verirsek ikimizi de sağ bırakmazlar, bebeği de. Leyla dehşetle gözlerini
28:11
açtı. Ne yapacağız peki? Oğlumu ölüme mi terk edeceğim? dedi. Semiha ayağa
28:18
kalktı. Baraka'nın kırık penceresinden dışarıya karanlığa baktı.
28:23
Hayır, onlarla bir oyun oynayacağız ama kuralları biz koyacağız.
28:28
O sırada kilometrelerce ötede Leyla'nın evi polis kordonu altına alınmamıştı.
28:34
Çünkü oraya polis gelmemişti. Siyah arabalı adam Kuzgun evin salonunda
28:40
duruyordu. Adamları evi talan etmişti. Kuzgun yerde duran çamurlu ayakkabı
28:45
izlerine baktı. Sonra mutfak kapısına yöneldi. Bahçeye çıkan kapının kolundaki
28:51
kan lekesini gördü. Kaçmışlar." dedi. Sesi buz gibi sakindi. Yanındaki adamı
28:57
başını eğdi. "Efendim? Kadının kim olduğunu bulduk. Şoför Kemal'in resmi
29:02
nikahlı karısı Semiha." Kuzgun güneş gözlüğünü düzeltti.
29:08
Dudaklarında alaycı bir gülümseme belirdi. "Ev kadını Semiha. Demek
29:13
kocasının mirasına sahip çıktı. Onları bulun ama kadına zarar vermeyin. Defter
29:20
onda. O defter yanarsa hepimiz yanarız. Sabahın ilk ışıkları şehrin üzerine gri
29:27
bir örtü gibi serildiğinde Semiha ve Leyla barakadan çıktılar. Semiha'nın
29:33
planı basitti ama tehlikeliydi. Defterdeki isimlerden birine ulaşacaklardı ama düşmanlarına değil
29:40
düşmanlarının düşmanına. Defteri incelerken bir isim dikkatini çekmişti.
29:46
üzeri çizilmemiş, aksine yanına soru işareti konulmuş bir isim. Gazeteci
29:52
Orhan Demir, "Semi bu adamı bulacağız." dedi. Leyla, "Ya o da onlardan biriyse
29:59
dedi. O zaman kaybedecek bir şeyimiz kalmamış demektir." dedi Semiha. Şehir
30:05
merkezine inmek için ara sokakları kullandılar. Semiha başındaki yazmayı çıkarıp omuzlarına aldı, saçlarını açtı.
30:12
Tanınmamak için görüntüsünü değiştirmeye çalışıyordu. Leyla İsa hala şoktaydı. Bir hayalet gibi yürüyordu. Semiha'nın
30:19
oğlu karnının gurultusunu bastırmaya çalışarak annesinin elini tutuyordu. Bir telefon kulübesi buldular. Semiha
30:26
cebindeki bozukluklarla defterde yazan numarayı çevirdi. Telefon uzun uzun çaldı. Tam kapatacakken uykulu ve kalın
30:33
bir erkek sesi açtı. "Alo, kimsin?" dedi. Semiha derin bir nefes aldı.
30:39
Kemal'in emaneti bende. Kuzgunun peşinde olduğu emanet. Sizinle konuşmamız lazım." dedi. Hattın diğer ucunda bir
30:47
sessizlik oldu. Sonra ses tonu değişti. Ciddileşti. Yarım saat sonra eski vapur
30:53
iskelesinin arkasındaki çay bahçesinde "Tek gel!" Telefon kapandı. Semiha
30:59
Leyla'ya döndü. "Oğluma sen bakacaksın." dedi. Leyla irkildi. "Beni bırakma,
31:05
korkuyorum." dedi. Semia Leyla'nın gözlerinin içine baktı. Sert ama güven
31:10
veren bir bakıştı bu. Ben dönene kadar o çocuk sana emanet. Kendi oğlunu koruyamadın. Bari bunu koru. Eğer bana
31:17
bir şey olursa defteri al ve kaç. Polise git. Semia defterin fotokopisini
31:23
çektirmek için bir kırtasiye uğradı. Orijinalini asla yanına almayacaktı.
31:28
Orijinali oğlunun sırt çantasının gizli bölmesine yerleştirdi. Eski vapur iskelesi, martı çığlıkları ve dalga
31:35
sesleriyle doluydu. Çay bahçesi tenhaydı. En köşedeki masada saçı sakalı
31:40
birbirine karışmış, üzerinde eski bir deri ceket olan sigara içen bir adam oturuyordu. Bu gazeteci Orhan'dı. Semiha
31:48
masaya yaklaştı. Adam başını kaldırdı. Gözleri yorgun ama zeki bakıyordu.
31:54
Kemal'in karısı sen misin? dedi. Semiha oturdu. Evet." dedi. Orhan sigarasından derin
32:01
bir nefes çekti. Kemal iyi çocuktu ama yanlış sulara daldı. "Defter nerede?"
32:07
dedi. Semiha elindeki zarfı masaya koydu. "Bu sadece bir kopyası. Birkaç
32:12
sayfa. Gerçeği güvenli bir yerde." dedi. Orhan zarfı açtı. Gözleri satırlarda
32:18
gezindikçe kaşları çatıldı. "Aman Allah'ım bu bu her şeyi değiştir." dedi.
32:24
Sonra Semiha'ya baktı. Kuzgun bunun sende olduğunu biliyor mu?" dedi. "Tahmin ediyor." dedi Semiha. Bebeği
32:31
kaçırdılar. Defteri istiyorlar. Orhan yumruğunu masaya vurdu.
32:37
"Şerefsizler. Tamam, dinle beni. Bu defteri yayınlayamam. En azından hemen
32:43
değil. Eğer yayınlarsam kimseyi yaşatmazlar. Seni de yaşatmazlar. Önce
32:50
bebeği kurtarmalıyız." "Nasıl?" dedi Semiha. Orhan cebinden bir telefon çıkardı.
32:57
Kuzgun güçten anlar. Ona elinde sadece defter olmadığını, aynı zamanda bu
33:03
defterin kopyalarının dağıtıldığını göstereceğiz. Blöf yapacağız ama sağlam bir blöf.
33:10
Tam o sırada çay bahçesinin girişinde bir hareketlilik oldu. İki takım elbiseli adam etrafa bakınarak içeri
33:17
girdi. Orhan Semiha'nın elini tuttu. "Kal hemen kalk. Takip edilmişsin."
33:24
dedi. Semia panikle arkasına baktı. Adamlar onları görmüştü. "Arka taraftan
33:30
mutfağın çıkışından koş" diye bağırdı. Orhan masayı devirip adamların üzerine doğru itti. Semia koşmaya başladı. Kalbi
33:38
ağzında atıyordu. İskeledeki kalabalığa karıştı. Arkasına bakmadan koştu. Leyla
33:44
ve oğlunu bıraktığı parka geldiğinde nefes nefeseydi. Ama gördüğü manzara
33:49
kanını dondurdu. Parktaki bank boştu. Oğlu yoktu. Leyla yoktu. Sadece bankın
33:55
üzerinde duran rüzgarda savrulan bir kağıt parçası vardı. Kağıdın üzerinde
34:00
siyah bir tüy çizilmişti. Bir kuzgun tüyü ve altında şu yazıyordu. Aile
34:07
birleşimi zamanı. Semiha olduğu yere yığıldı. Gökyüzüne baktı ve ilk defa tüm
34:13
gücüyle ciğerleri yırtılırcasına bağırdı. Bu bir yenilgi çığlığı değildi.
34:19
Bu bir annenin savaş ilanıydı. Artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştı
34:25
ve kaybedecek şeyi olmayan bir kadın dünyadaki en tehlikeli varlıktı. Parkın
34:30
ortasında diz çökmüş, gökyüzüne haykıran Semiha'nın sesi kesildiğinde geriye
34:35
sadece rüzgarın uğultusu kalmıştı. Orhan nefes nefese parkın girişine geldi.
34:41
Kadının yanına koştu. Omzundan tutup onu sarstı. Kalk" dedi. "Ağlayarak onları geri
34:49
getiremezsin. Eğer şimdi yıkılırsan oğlunu bir daha asla göremezsin."
34:54
Semiha boş gözlerle Orhan'a baktı. Yüzündeki ifade acıdan öte bir şeye, saf
35:00
bir nefrete dönüşmüştü. Ayağa kalktı, bacakları titriyordu ama duruşu dikti.
35:06
"Beni onların yanına götür." dedi. Orhan kadının koluna girdi ve onu hızla
35:11
arabasına doğru sürükledi. Bu eski hurda yığınına dönmüş bir arabaydı. Motoru
35:18
gürültüyle çalıştı. Orhan Semiha'yı şehrin arka sokaklarında eski bir matba
35:23
atölyesine götürdü. Burası Orhan'ın güvenli eviydi. İçerisi ağır mürekkep,
35:30
kağıt ve sigara kokuyordu. Pencereler gazetelerle kaplanmıştı.
35:35
Orhan Semiha'yı bir sandalyeye oturttu. ve önüne bir bardak su koydu. "Dinle
35:41
beni" dedi Orhan. Kuzgun yani asıl adıyla Vedat Karaman bu şehrin gölgedeki
35:48
kralıdır. Bebeği ve oğlunu koz olarak kullanıyor. Defteri istiyor. Ama defteri
35:53
verirsen tanık bırakmamak için hepinizi öldürür. Anlıyor musun? Semiha suyu
35:59
içmedi. Bardağı kenara itti. "Oğlum nerede?" dedi. Muhtemelen eski limandaki
36:05
depolarda. Kuzgunun ana sevkiyat merkezi orasıdır. Bu gece büyük bir sevkiyatları
36:12
var. Herkes orada olacak. Eğer içeri sızacaksak bu gece tam zamanı." dedi
36:18
Orhan. Semia matbaanın kirli aynasında kendine baktı. Başındaki yazma kaymış,
36:24
saçları dağılmıştı. Yüzü çektiği acıların haritası gibiydi. Ama bu yüz o
36:30
depoya girmek için fazla masum, fazla kurbandı. Dikkat çekmemeliydi. Ya da tam
36:36
tersi dikkatleri yanlış yere çekmeliydi. Masanın üzerinde duran büyük makası
36:42
gördü. Eline aldı. Orhan şaşkınlıkla ona baktı. Ne yapıyorsun? dedi. Semiha cevap
36:49
vermedi. Makası saçlarına götürdü. Omuzlarına dökülen uzun siyah saçlarını
36:55
tereddüt etmeden kesti. Her makas darbesinde geçmişin ağırlığından o
37:00
ezilmiş dul kadın kimliğinden bir parça yere düşüyordu. Saçları artık kısacıktı.
37:06
Erkeksi bir havası vardı. Yerdeki saç yığınlarına basarak geçti. Orhan'ın
37:12
yedek kıyafetlerinin olduğu dolabı açtı. Bol bir pantolon, siyah bir boğazlı
37:17
kazak ve bir kasket aldı. Giysileri üzerine geçirdiğinde aynadaki kadın
37:22
artık Semiha değildi. O isimsiz bir gölgeydi. Bana planı anlat." dedi. Gece
37:29
yarısı eski liman bölgesi sis ve yağmur altındaydı. Konteyner yığınları devasa
37:35
labirentler oluşturuyordu. Kuzgunun deposu dikenli tellerle çevrili silahlı
37:40
adamların koruduğu bir kaleydi. Orhan ve Semiha tellerin yırtık olduğu kör bir
37:46
noktada durdular. Orhan elindeki telsizi kontrol etti. Ben ana kapıda bir olay
37:52
çıkaracağım. Yangın alarmını çalıştırıp dikkatleri üzerime çekeceğim. O karmaşada sen personel girişinden
37:58
sızacaksın. İçeride yönetim yazan ofisi bulmalısın. Kayıtlar veya kamera görüntüleri oradadır. Çocukların yerini
38:06
ancak oradan öğrenebiliriz." dedi. Semiha Orhan'ın gözlerine baktı. "Ya
38:11
yakalanırsan." dedi. Orhan acı bir gülümsemeyle sigarasını yere attı ve
38:16
ezdi. "Ben zaten bu hikayenin sonunda sağ kalmayı beklemiyordum." dedi. Orhan
38:22
karanlığa karıştı. 5 dakika sonra ana kapı tarafında büyük bir patlama sesi
38:27
duyuldu. Ardından sirenler ve bağırışlar geceyi yırttı. Korumalar o yöne doğru
38:33
koşuşturmaya başladı. Semiha bu fırsatı kaçırmadı. Çamurlu zeminde sürünerek
38:39
personel kapısına ulaştı. Kapı aralıktı. İçeri süzüldü. Deponun içi devasa
38:44
büyüklükteydi. Tavana kadar istiflenmiş kutular, forkliftler ve koşuşturan
38:50
işçiler vardı. Kimse işçi tulumu giymiş kasketli bu ufak tefek figüre dikkat
38:56
etmiyordu. Semiha gölgelere sığınarak ilerledi. Kalbi göğsünü delip geçecek
39:01
gibi atıyordu ama adımları kararlıydı. Üst kattaki camlı bölmeyi gördü. Yönetim
39:07
ofisi orasıydı. Metal merdivenleri sessizce tırmandı. Ofisin kapısına
39:12
geldiğinde içeriden sesler geliyordu. Kapı hafifçe aralıktı. Semiha nefesini
39:18
tutarak içeriye baktı. Odayı siyah arabalı adam yani Kuzgun ve iki koruması
39:24
kaplamıştı. Kuzgun masanın üzerindeki haritaları inceliyordu. Sevkiyat bu gece
39:30
bitmeli. O kadın Semiha denen o zavallı sabaha kadar defteri getirmezse
39:35
çocukları susturun. Dedi Kuzgun. Semiha elini ağzına kapattı. Çığlık atmamak
39:41
için kendini zor tuttu. Kuzgun'un adamlarından biri sordu. Çocuklar nerede
39:46
efendim? Depoya getirelim mi? Hayır. Dedi Kuzgun. Eski soğuk hava deposunda
39:52
kalsınlar. Sesleri çıkmaz oradan. Soğuk hava deposu. Semiha bu bilgiyi
39:58
hafızasına kazıdı. Tam geri çekilecekken ayağı metal bir çöp kovasına çarptı.
40:05
Klang. Ses ofiste yankılandı. Kuzgun başını hızla kapıya çevirdi. Kim var
40:11
orada?" diye bağırdı. Semiha düşünmeden koşmaya başladı. Merdivenlerden aşağıya
40:18
deponun labirentlerine doğru atladı. "Yakala! Kimseyi çıkarma." diye kükredi
40:23
Kuzgun. Semiha kutuların arasına daldı. Arkasından ayak sesleri ve mermi
40:28
vızıltıları geliyordu. Bir kurşun hemen yanındaki tahta paleti parçaladı. Semiha
40:33
bir forklift'in arkasına saklandı. Çıkış kapısı çok uzaktaydı. Yakalanması an meselesiydi. Gözüne duvardaki yangın
40:41
söndürme tüpü ilişti. Tüpü yerinden söküp aldı. Koridorun köşesine geçti.
40:47
Ayak sesleri yaklaştı. Bir gölge köşeyi döndüğü anda Semiha var gücüyle yangın
40:53
tüpünü adamın kafasına indirdi. Adam yığılıp kaldı. Semiha adamın belindeki
40:58
silahı aldı. Hayatında hiç silah tutmamıştı. Eline ağır ve soğuk geldi.
41:04
Ama şimdi duramazdı. koşarak arka çıkış kapısına yöneldi. Dışarı çıktığında
41:09
Yağmur yüzüne çarptı. Orhan'ı bulmalıydı. Ama limanın çıkışında Orhan'ın arabasının etrafının
41:16
sarıldığını gördü. Orhan elleri başının üzerinde yere diz çöktürülmüştü. Onu
41:21
yakalamışlardı. Semiha olduğu yerde dondu. Tek müttefiki de gitmişti. Artık tamamen yalnızdı.
41:30
Çalıların arasına gizlendi. Orhan'ı bir arabaya bindirip götürdüler. Semiha
41:35
elindeki silahı sıktı. Soğuk hava deposunun yerini bulmalıydı. Cebinden o
41:40
paslı anahtarı ve defteri çıkardı. Bir plan yapmalıydı. Çılgınca dönüşü olmayan
41:46
bir plan. Geriye döndü. Kuzgu'un arabasının park edildiği özel bölüme
41:51
süzüldü. Lüks siyah araba oradaydı. Semiha defterden yırttığı bir sayfayı
41:57
elindeki bir taşla arabanın kaputuna çiviledi. Taş kaputun boyasını çizip
42:02
metalin içine gömüldü. Sayfada şu yazıyordu. Defter bende. Çocukları ve
42:08
Orhan'ı Kuzgun'un mezarına getir. Yoksa bu defter yarın sabah manşet olur.
42:14
Kuzgun'un mezarı. Bu Semiha'nın uydurduğu bir yer değildi.
42:20
Kocası Kemal'in notlarında geçen Kuzgun'un kara paraları gömdüğü eski mezarlığın adıydı. Semiha karanlığın
42:27
içine karışarak kayboldu. Artık av değil avcıydı ve şafak söktüğünde ya her şey
42:34
bitecek ya da cehennemin kapıları sonuna kadar açılacaktı. Parktaki o boş bankta rüzgarda savrulan
42:41
kuzgun tüyü çizimli notu bulduktan sonra Semiha'nın dünyası başına yıkılmamıştı.
42:46
Aksine zihni hiç olmadığı kadar berraklaşmıştı. Panik yapmadı, çığlık
42:52
atmadı. Sadece notun arkasındaki adresi okudu. Eski deniz feneri saat 23. Bu bir
42:59
davetti. Bir takas daveti. Orhan Semiha'yı durdurmak istedi. Polise
43:04
gitmeleri gerektiğini söyledi. Ama Semiha polis sirenlerinin duyulduğu anda oğlunun ve Leyla'nın hayatının tehlikeye
43:11
gireceğini biliyordu. Bu benim savaşım Orhan. Dedi. Sen sadece şahidim
43:17
olacaksın. Gece yarısına doğru şehrin en ucundaki artık kullanılmayan eski deniz
43:23
fenerine vardılar. Deniz kayalıklara hırçın bir şekilde çarpıyor, tuzlu su zerrecikleri havada asılı kalıyordu.
43:30
Yoğun bir sis vardı. Fenerin cılız ışığı sisi yarmaya çalışıyor ama başaramıyordu. Semiha arabadan indi.
43:38
Kucağında o siyah kapaklı ağır defter vardı. Orhan'ı arabada bıraktı. "Eğer
43:43
bir saat içinde dönmezsem bildiğin her şeyi açıkla." dedi. Fenerin paslı demir
43:49
kapısının önünde durdu. Kapı gıcırtıyla açıldı. İçerisi soğuk ve rutubetliydi.
43:54
Döner merdivenlerin başında siyah paltolu bir adam duruyordu. Kuzgun.
43:59
Yüzünde ne bir öfke ne de bir tehdit vardı. Sadece yorgun bir iş adamının
44:04
bezginliği okunuyordu. Geleceğini biliyordum Semiha. Dedi Kuzgun. Sesi
44:09
denizin uusu arasında boğuk geliyordu. Onlar nerede? dedi Semiaha. Kuzgun
44:15
başıyla yukarıyı işaret etti. Yukarıdalar. Çay içiyorlar. Biz barbar değiliz Semiha. Sadece işimizi sağlama
44:22
alıyoruz. Semiha merdivenleri tırmandı. Her basamakta kalbi biraz daha hızlandı.
44:28
En tepeye fenerin camlı odasına çıktığında gördüğü manzara beklediği dehşet verici sahne değildi. Leyla
44:35
köşedeki bir sandalyede oturmuş kucağında bebeğiyle sallanıyordu. Semiha'nın oğlu ise yerde bir
44:42
battaniyenin üzerinde oyuncak bir arabayla oynuyordu. Başlarında silahlı adamlar yoktu. Sadece köşede sessizce
44:51
bekleyen, elleri arkasında duran iki takım elbiseli adam vardı. Oğlu annesini
44:56
görünce, "Anne!" diye fırladı ve Semiha'nın bacaklarına sarıldı. Semiha
45:02
oğlunun saçlarını kokladı, boynunu öptü. "Buradayım oğlum." dedi. "Korkma
45:09
buradayım." Sonra Leyla'ya baktı. Leyla'nın gözleri şişmişti. Korkudan
45:14
titriyordu ama fiziksel bir zarar görmemişti. "Bizi parktan aldılar." dedi Leyla
45:20
fısıltıyla. Zorla değil, sadece konuşmamız gerek." dediler. Bebeğimle tehdit ettiler.
45:28
Semiha binmek zorunda kaldım. Kuzgun Semiha'nın arkasından odaya girdi.
45:34
"Gördüğün gibi" dedi. "Herkes iyi. Şimdi ticaret yapalım. O defteri bana ver. Siz
45:41
de evinize gidin. Bu konu burada kapansın." Semiha oğlunu Leyla'nın yanına gönderdi.
45:48
Kuzguna döndü. Elindeki defteri göğsüne bastırdı. Bu defterde senin sonun yazıyor." dedi
45:54
Semiha. "Bunu sana verirsem bizi sağ bırakacağının garantisi ne?" Kuzgun
46:00
güldü. "Garanti benim sözüm. Ben bir iş adamıyım, Semia. Gereksiz şiddet işimi
46:05
bozar. Defteri alırsam siz benim için bir tehdit olmaktan çıkarsınız. Ama defteri vermezsen işte o zaman işler
46:12
çirkinleşir." Semia camdan dışarı karanlık denize baktı. Orhan dışarıda bekliyordu ama
46:19
asıl gücü dışarıda değil. kendi zihnindeydi. "Kocam Kemal." dedi. Semia "Senin
46:25
muhasebecindi ama o korkak bir adamdı. Bu defteri o tutmadı Kuzgun." Kuzgun
46:31
kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsun?" Kemal Sarhoş gelirdi eve. Sayıklardı.
46:38
Rakamları, isimleri, rüşvetleri ben dinlerdim. Ben not alırdım. Kemal sadece
46:44
senin ayak işlerini yapardı. Bu defteri ben yazdım yıllarca. Her bir kuruşun hesabını.
46:50
Odadaki hava buz kesti. Kuzgun karşısındaki bu sıradan ev kadınına ilk
46:56
defa farklı bir gözle baktı. Karşısında ezik bir dul değil tehlikeli bir şahit
47:01
vardı. "Ver onu bana." dedi Kuzgun. Sesi sertleşmişti.
47:07
Semia defteri uzattı. "Al" dedi. "Al ve git. Ama şunu bil. Eğer bize çocuklarıma
47:15
ya da Leyla'ya en ufak bir zarar gelirse bu defterin bir kopyası daha olduğunu
47:21
göreceksin ve o kopya güvendiğin birinin elinde değil hiç tahmin edemeyeceğin bir
47:26
yerde saklı. Kuzgun defteri hırsla çekti, aldı. Kapağını açtı. Sayfalara hızla göz
47:34
gezdirdi. El yazısı Kemal'in değil Semian'ındı. Detaylar, tarihler, her şey doğruydu.
47:43
Akıllı kadınsın." dedi. Kuzgun defteri kapattı. "Çocuklarını al ve git. Bir
47:49
daha karşıma çıkma." Semiha Leyla'nın koluna girdi. Oğlunun
47:55
elini tuttu. "Gidiyoruz." dedi. Merdivenlerden inerken arkalarına
48:00
bakmadılar. Kuzgun elinde defterle fenerin tepesinde zafer kazandığını
48:06
sanarak kalmıştı. Oysa Semiha en büyük darbeyi henüz indirmemişti. Dışarı
48:12
çıktıklarında yağmur başlamıştı. Orhan arabadan fırladı. "İyi misiniz?" dedi.
48:18
"İyiyiz." dedi. Semiha. Derin bir nefes aldı. Deniz kokusunu içine çekti.
48:24
"Defteri verdin mi?" dedi Orhan. "Verdim." dedi Semia. Ve yüzünde belli
48:30
belirsiz bir tebessüm oluştu. İstediği şeyi ona verdim. Arabaya bindiler. Leyla
48:36
ve çocuklar arka koltukta birbirine sarılıp uyuya kaldı. Semiha ön koltukta
48:41
yolu izliyordu. Savaş bitmemişti. Sadece cephe değiştirmişti. Ve Semiha bu yeni
48:48
cephede general olmaya hazırdı. Eski deniz fenerinin ışığı arkalarındaki sisin içinde kaybolup giderken arabanın
48:55
içinde derin bir sessizlik hakimdi. Orhan direksiyonu sıkıyor, dikiz
49:00
aynasından sürekli arkalarını kontrol ediyordu. Semihasa ön koltukta başını
49:06
cama yaslamış, yağan yağmuru izliyordu. Arka koltukta Leyla ve çocuklar
49:11
yaşadıkları korkunun yorgunluğuyla birbirlerine sarılarak uyuya kalmışlardı.
49:17
Hata yaptık." dedi Orhan sonunda. Sesi gergindi. O defter bizim tek
49:22
sigortamızdı Semiha. Tek kanıtımızdı. Onu kuzguna vererek elimizdeki her şeyi
49:28
kaybettik. Yarın sabah peşimize düşmeyeceğinin garantisi yok. Semiha
49:33
camdaki yansımasına baktı. Yüzündeki o yorgun ifade gitmiş. Yerine tuhaf,
49:38
huzurlu bir gülümseme gelmişti. "Defteri ona verdim Orhan. Çünkü o defterin artık
49:44
bir hükmü yoktu." dedi. Orhan şaşkınlıkla ona baktı. Nasıl yani? O
49:50
defterde her şey yazıyordu. Yılların kayıtları, rüşvetler, kara paralar. Evet
49:56
yazıyordu dedi Semiha. Ama kağıt yanar, mürekkep silinir. Orhan ben o defteri
50:01
ona verdim ki kendini kazandım sansın. Zafer sarhoşluğuyla hata yapsın. Bir
50:07
insanın en savunmasız anı kazandığını sandığı andır.
50:12
Ertesi sabah şehir gri bir güne uyanırken Kuzgun Lüks ofisindeki deri
50:17
koltuğunda oturuyordu. Önündeki masada Semiha'dan aldığı siyah defter duruyordu. Bir kadeh viskiy doldurdu.
50:25
Zaferini kutluyordu. O basit ev kadınını alt ettiğini düşünüyordu. Defteri
50:30
şömineye attı. Alevler sayfaları yutarken kuzgun gülümsedi.
50:36
Tüm kanıtlar kül oluyordu. Artık özgürdü. Bilgisayarını açtı. Yurt
50:42
dışındaki gizli hesaplarını kontrol etmek istedi. Şifrelerini girdi. Ekranda
50:48
kırmızı bir uyarı belirdi. Bakiye yetersiz. Kuzgun kaşlarını çattı. Tekrar denedi.
50:56
Başka bir hesaba girdi ama nafile. Tüm hesaplar boşaltılmıştı.
51:02
Kuzgunun elleri titremeye başladı. Milyonlarca dolar bir gecede buhar olup uçmuştu. Bu imkansızdı. Şifreleri sadece
51:10
kendisi ve o defteri tutan kişi biliyordu. Kocası Kemal değil. Defteri
51:17
yazan kişi Semiha. O an ofisinin kapısı büyük bir
51:22
gürültüyle açıldı. İçeriye sekreteri değil, organize suçlarla mücadele
51:27
ekipleri girdi. Başkomiser elindeki kelepçeleri sallayarak Kuzguna doğru
51:32
yürüdü. Vedat Karaman namı diğer Kuzgun. Dedi başkomiser. Hakkınızda yapılan isimsiz
51:40
bir ihbar ve savcılığa gönderilen dijital belgeler neticesinde tutuklusunuz.
51:46
Kuzgun girdiği şokun etkisiyle koltuğuna yığıldı. Şömine yanan defterin küllerine
51:52
baktı. Semiha ona sadece içi boş bir zafer vermişti. Asıl darbeyi o sessiz
51:59
sedasız arkasını dönüp giderken indirmişti. 3 ay sonra Ege'nin sakin
52:04
zeytin ağaçlarıyla çevrili bir sahil kasabası. Güneş denizin üzerinde pırıl pırıl
52:10
parlıyordu. Beyaz badanalı mavi pencereli küçük bir taş evin bahçesinde
52:15
Semiha ve Leyla kahvaltı sofrasını kuruyorlardı. Bahçede Semiha'nın oğlu ve Leyla'nın bebeği bir köpekle koşturuyor.
52:23
Kahkahaları rüzgara karışıyordu. Semiha taze demlediği çayı ince belli bardaklara doldurdu. Yüzünde artık o
52:30
eski kederden eser yoktu. Güneş yanığı ten ışıldayan gözleri ve huzurlu
52:35
duruşuyla bambaşka bir kadındı. Orhan bahçe kapısından içeri girdi. Elinde bir
52:41
gazete vardı. Gazeteyi masaya bıraktı. Manşette Kuzgu'un fotoğrafı vardı.
52:46
altında suç imparatorluğu çöktü. Kuzgun müebbetle yargılanıyor yazıyordu. Bitti
52:53
dedi Orhan. Duruşma tarihi belli olmuş. Avukatları bile onu savunmayı reddediyor. Gönderdiğin belgeler o kadar
52:59
sağlammış ki kaçacak hiçbir deliği kalmamış. Leyla gazeteye şöyle bir baktı. Sonra başını çevirdi. Onun adını
53:07
bile duymak istemiyorum artık. Dedi. Bizim hikayemiz şimdi başlıyor. Orhan
53:12
sandalyeye oturdu. Çayından bir yudum aldı. Merakla Semiha'ya baktı. "Hala
53:18
anlamıyorum Semiha." dedi. "O parayı nasıl çektin? O belgeleri nasıl kopyaladın? Sen sen bunları ne ara
53:25
öğrendin?" Semiha gülümsedi. Ayağa kalktı ve evin içine gitti. Döndüğünde
53:31
elinde o meşhur pembe bebek patiği vardı. Hikayenin başından beri kocasının sandığında sakladığı Leyla'nın bebeğine
53:39
ait sandıkları o patik. Semiha patiği masaya koydu. Herkes bu patiği bir bebek
53:45
eşyası sandı." dedi. Hatta Kuzgun bile patiğin yünlerini hafifçe araladı.
53:52
Astarının içine gizlenmiş minik parmak ucu kadar bir cep vardı. O cepten gümüş
53:57
renkli küçücük bir hafıza kartı çıkardı. Kemal eve sarhoş geldiğinde sızıp
54:03
kalırdı. Dedi Semiha. Telefonunu alırdım, bilgisayarını açardım. Yıllarca
54:09
sadece dayak yememek için sessiz kaldım sanıyorlardı. Ama ben sessizce öğrendim.
54:14
Hesapları, şifreleri, transferleri hepsini bu karta yedekledim. O defter
54:19
sadece bir yemdi. Asıl güç bu patiğin içindeydi.
54:25
Orhan hayranlıkla Semiha'ya baktı. "Parayı ne yaptın?" dedi. Semiha bahçede
54:31
oynayan çocuklara baktı. Yarısını isimsiz olarak çocuk esirgeme kurumuna ve kadın sığınma evlerine bağışladım.
54:38
Kalanı da bize yetti. Leyla'ya, bana, çocuklara ve sana Orhan. Senin de
54:45
hesabına yatan o kitap telifi parası aslında Kuzgunun servetinden ufak bir paydı. Orhan güldü. Gözleri dolmuştu.
54:54
"Sen inanılmaz bir kadınsın, Semiha." dedi. Semiha hafıza kartını avucunda
55:00
sıktı. Sonra deniz tarafına doğru yürüdü. Elini kaldırdı ve Kart'ı Ege'nin
55:05
derin maviliklerine fırlattı. Kart havada küçük bir parıltı yaratarak suya düştü ve kayboldu. "Geçmiş bitti." dedi
55:13
Semiha. Küller rüzgara karıştı, gölgeler dağıldı. Artık sadece biz varız. Leyla
55:20
yanına geldi. Başını Semiha'nın omzuna yasladı. Çocuklar koşarak gelip bacaklarına sarıldılar. Semiha oğlunun
55:27
saçlarını okşadı. Kocasının ölümüyle başlayan o karanlık tünel şimdi güneşli bir bahçeye çıkmıştı. O artık dul bir
55:34
kadın değil, kendi kaderini kendi elleriyle yazmış bir kahramandı. Güneş batarken dört kişi ve bir köpek denizin
55:41
huzurlu sesini dinleyerek korkusuz, kaçaksız ve özgür bir hayata doğru bakıyorlardı.
55:50
[Müzik] Yaşanmış Gerçek Hikayeler kanalına abone
55:56
olmayı ve videoyu beğenmeyi ihmal etme. [Müzik]
#People & Society

