Gerçek hayatın içinden süzülüp gelen gerçek hikayeler, duygulara dokunan yaşanmış hikayeler, sizi içine çekecek gizemli hikayeler, şaşırtıcı ilginç hikayeler, yürek burkan duygusal hikayeler, ürkütücü korku hikayeleri ve düşündürücü ibretlik hikayeler ile dolu bir dünyaya adım atıyorsunuz.
Bu kanalda, yaşanmış olaylardan çıkarılan derslerle bezeli sıra dışı hikayeler, beklenmedik sonlara sahip dramatik anlatılar ve sizi derinden sarsacak şok edici gerçekler yer alıyor.
Hayatta kalma mücadeleleri, umut veren başarı hikayeleri ve yaşamın içinden gelen motivasyon dolu anlar, izleyiciye ilham verirken; bir yandan da trajik aşk hikayeleri ve dram dolu hayat öyküleri kalbinizin derinliklerine dokunacak.
Gerilim ve korku hikayeleri sevenler için, tüyler ürperten paranormal hikayeler, ürkütücü cin hikayeleri ve açıklanamayan esrarengiz olaylar bu kanalda sizi bekliyor.
Bilinmeyenleri keşfetmek isteyenler için, akıl almaz detaylarla dolu gizemli vakalar, gerçek hayata dayanan doğaüstü olaylar ve inanılması güç ama belgelenmiş gerçek hikayeler düzenli olarak paylaşılıyor.
Ayrıca, gizemin peşinden gitmeyi seven izleyiciler için dedektif hikayeleri, düşünmeye sevk eden psikolojik gerilim hikayeleri, merak uyandıran alternatif tarih olayları ve etkileyici gizemli dostluk öyküleri de içeriklerimiz arasında.
Her hafta yayınlanan yeni videolarla gerçek dünyada yaşanmış gizemli olaylar ekranlarınıza geliyor.
Bilim kurgu ve mitoloji tutkunları için ise fantastik hikayeler, efsaneleşmiş anlatılar ve unutulmaz mitolojik olaylar, gizemli efsaneler ve kadim mitolojik canavarlar eşliğinde karşınıza çıkacak.
Bunun yanında, içinizi ısıtacak eğlenceli anılar, tebessüm ettirecek komik hikayeler ve kültürel zenginlikleri yansıtan kültürel öyküler de sizi bekliyor.
Macera tutkunları için sürükleyici kaçış öyküleri, aksiyon dolu gelişmeler ve ilham verici kahramanlık hikayeleri de kanalımızda yer alıyor.
Tarihin bilinmeyen yönlerini keşfetmek isteyenleri, etkileyici şehir efsaneleri, tarihten ilginç olaylar, yürek burkan trajik geçmiş hikayeleri ve akıldan silinmeyecek şok edici gerçekler ile zaman yolculuğuna davet ediyoruz. Yaşanmış Gerçek Hikayeler kanalına hoş geldiniz...
🔔Gerçek hikayelerin izini sürmek için şimdi abone olun ve bildirimleri açarak hiçbir hikayeyi kaçırmayın...
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Aşkın en acı hali nedir biliyor musunuz?
0:02
Yarım kalması değil. Asla
0:05
tamamlanamayacağını bile bile o
0:07
hikayenin içinde yaşamaya devam
0:09
etmektir.
0:11
Sizi bugün 1984 yılının o gri
0:14
Ankara'sına götürmek istiyoruz.
0:16
Şemsiyelerin birbirine çarptığı Kızılay
0:18
kaldırımlarına Tunus Caddesinin
0:20
köşesindeki o eski ıslak ahşap banka.
0:25
Ceyda ve Bülent onlarınki klasik bir
0:27
kavuşma masalı değil. Mısra mısra
0:30
yazılmış ama asla sonu gelmemiş bir veda
0:33
şiiriydi. Bir anda mecburiyetlerin,
0:36
omuzlara binen ağır yüklerin sessizliği,
0:39
diğer yanda cebe saklanan mürekkebi
0:41
gözyaşıyla dağılmış okunmamış mektuplar.
0:44
Bazen bir otobüs bileti, bazen Rize'nin
0:47
sisli dağları, bazen de adına ince
0:50
hastalık denen o amansız dert girer
0:53
sevenlerin arasına. Bu hikayede
0:56
birbirine koşup sarılamayanların
0:57
çaresizliğini, "Seni seviyorum demek
1:00
yerine boğazı düğümlenerek mutlu ol"
1:03
diyenlerin sessiz çığlığını
1:04
duyacaksınız.
1:06
Eğer kalbiniz yağmurda ıslanmış bir
1:08
palto kadar ağırlaşmaya hazırsa derin
1:11
bir nefes alın. Çünkü anlatacaklarımızda
1:14
kurumuş tek bir satır bile yok. Eğer bu
1:17
hikayemizde kendinizden bir parça
1:18
bulursanız yorumlar kısmını sola
1:21
kaydırarak "Bu videoyu hype edin"
1:23
başlığı altında bulunan hype butonuna
1:25
basmayı ihmal etmeyin. Eğer hazırsanız
1:28
zamana yenilmeyen, toprağa değil
1:31
gökyüzüne yazılan hikayemize
1:33
geçebiliriz. İyi seyirler.
1:35
[Müzik]
1:42
Yaşanmış Gerçek Hikayeler kanalına abone
1:44
olmayı ve videoyu beğenmeyi ihmal etme.
1:51
1984 yılının Nisan ayı Ankara'nın
1:54
üzerine gri bir yorgan gibi serilmişti.
1:57
Gökyüzü şehre küsmüşçesine içini
1:59
döküyor. Asfaltın üzerine düşen her
2:01
damla sanki yarım kalmış bir hikayenin
2:04
noktasını koyuyordu. Kızılay Meydanı
2:07
buharlaşan nefeslerin ve birbirine
2:09
çarpan şemsiyelerin telaşlı senfonisine
2:11
ev sahipliği yapıyordu. İnsanlar sanki
2:15
yağmurdan değil de kendi düşüncelerinden
2:17
kaçar gibi saçak altlarına, duraklara
2:19
sığınıyordu. Şehrin o kendine has kömür
2:23
kokusu yağmurun taze toprak kokusuyla
2:26
karışıyor. Genzi yakan ama bir o kadar
2:29
da tanıdık gelen o melankolik havayı
2:31
yaratıyordu.
2:33
Tunus Caddesi'in köşesindeki o eski
2:35
sahafın kapısı gıcırdayarak açıldı.
2:38
Ceyda dışarı adımını atar atmaz rüzgarın
2:41
soğuk nefesini yüzünde hissetti. İnce
2:44
yün atkısını boynuna sıkıca doladı. Ama
2:47
üşüyen bedeni değil ruhuydu. Gözleri
2:51
uykusuz geçen gecelerin ve içini
2:53
akıttığı sessiz ağlayışların izlerini
2:55
taşıyordu. Kızarmış göz kapaklarına
2:58
düşen yağmur damlaları yanaklarından
3:00
süzülürken tuzlu yaşlarla karışıp
3:02
kayboluyordu. Bugün adımları her
3:05
zamankinden daha ağırdı. Kalbi başka bir
3:09
zamana, başka bir ihtimale ait olmanın
3:11
yükü altında eziliyordu.
3:13
Yan sokağın sonuna doğru yürüdü. Orada
3:16
zamanın ve şehrin gürültüsünün unuttuğu
3:19
bir köşe vardı. Yağmur her yağdığında
3:22
sığındıkları, dünyayı dışarıda
3:24
bıraktıkları o ahşap bank ve orada gri
3:28
paltosunun yakasını kaldırmış, başını
3:31
hafifçe öne eğmiş bir siluet bekliyordu.
3:34
Bülent Ceyda olduğu yerde durdu.
3:38
Ciğerlerine dolan hava cam kırıkları
3:40
gibi batıyordu göğsüne.
3:43
Ne kadar direnirse dirensin pusulası
3:46
şaşmış bir gemi gibi hep bu limana bu
3:49
banka sürükleniyordu.
3:51
Bülent onun geldiğini hissetmiş gibi
3:53
başını kaldırdı.
3:56
Yüzünde beliren o hafif tebessüm bir
3:59
zamanlar Ceyda'ın içindeki kışı bitirip
4:01
bağrı getiren güneşti. Ama şimdi o gülüş
4:05
göğsünün tam ortasına saplanan paslı bir
4:08
bıçaktan farksızdı.
4:10
Yine yağmura yakalandın." dedi Bülent.
4:13
Sesi Yağmurun sesiyle o kadar uyumluydu
4:16
ki sanki doğanın bir parçasıydı.
4:19
"Sende" diye fısıldadı Ceyda. Kelimeler
4:23
boğazında düğümlenmişti. Bülent elini
4:25
uzattı. O tanıdık sıcaklığı paylaşmak
4:28
istedi. Ama Ceyda bu kez o eli tutmadı.
4:31
Tutamadı. Parmak uçları karıncalandı ama
4:34
ellerini paltosunun ceplerine hapsetti.
4:37
Yan yana oturdular. Aralarındaki mesafe
4:40
sadece birkaç santimdi ama aşılması
4:43
imkansız uçurumlar gibi hissettiriyordu.
4:46
Yağmurun ritmik tıkırtısı Kızılay'ın
4:48
korna seslerini, satıcı bağırışlarını
4:50
yutup yumuşak bir uğultuya
4:52
dönüştürüyordu.
4:53
Sanki dünya bu iki yaralı ruhun vedası
4:56
için kısa bir saygı duruşuna geçmişti.
4:58
Zihinleri o anın ağırlığından kaçıp iki
5:01
yıl öncesine leylakların yeni açtığı o
5:04
bahar gününe sürüklendi.
5:07
Ankara Üniversitesi'nin yüksek tavanlı
5:09
kütüphanesi. Tozlu kitap kokusunun ahşap
5:12
cilasıyla karıştığı o kutsal sessizlik.
5:15
Ceyda Osmanlıca metinlerin labirentinde
5:18
kaybolmuşken yan masada Bülent modern
5:20
şiirin dizeleri arasında geziniyordu.
5:23
İlk kelimeleri onlar değil bir şairin
5:25
mısraları kurmuştu aralarında. Bülent
5:28
önündeki kitaba dalıp kendi kendine
5:30
mırıldanmıştı.
5:32
Beklemek kadar, gitmek de gerçek.
5:36
Hayatın tutunulmaz ufuklarındaki Serap.
5:40
Ceyda kalemi elinden bırakmış, başını
5:43
kaldırmadan sanki yıllardır bu anı
5:45
bekliyormuş gibi devam etmişti.
5:48
Geçti gitti işte ilkbaharlar. İstemem
5:50
artık gelmesini Hazanların.
5:53
O an kütüphanenin sessizliğinde görünmez
5:55
bir cam kırılmıştı.
5:57
Bakışları buluştuğunda sadece iki
5:59
öğrenci değil, birbirini yüzyıllardır
6:02
tanıyan iki ruh karşılaşmıştı sanki.
6:05
Bülent'in sakinliği Ceyda'nın fırtınalı
6:07
denizini dindirmiş, Ceyda'nın
6:09
gözlerindeki ışık Bülent'in gölgeli
6:12
dünyasını aydınlatmıştı. O günden sonra
6:14
kitaplar, kahveler ve mısralar ortak bir
6:17
dile dönüşmüştü. Kendi küçük korunaklı
6:20
dünyalarını inşa etmişlerdi kelimelerle.
6:22
Kimsenin yıkamayacağını sandıkları o
6:24
narin dünya şimdi yağmurun altında
6:27
erimekte olan bir şekerden farksızdı.
6:30
Her şey o yılın Temmuz ayında Ankara'nın
6:33
o meşhur kuru sıcağının şehri kavurduğu
6:36
bir akşamüstü değişti. O ana kadar hayat
6:40
onlar için kitap sayfalarının hışırtısı
6:43
ve paylaşılan simitlerin tadından
6:45
ibaretti.
6:46
Ceyda ve Bülent final sınavlarının
6:49
yorgunluğunu atmış, gelecek planları
6:51
yapıyorlardı.
6:52
Ancak kader mutluluğu bazen ödünç verir
6:56
ve faiziyle geri alırdı. O uğursuz
6:59
telefon akşamın sessizliğini bir bıçak
7:02
gibi kesti. Bülent telefonu açtığında
7:05
hattın diğer ucundaki ses titriyordu.
7:08
Rize'den gelen haber odanın havasını bir
7:11
anda buz gibi yaptı. Babası, o güçlü,
7:15
dağ gibi adam Karadeniz'in hırçın
7:17
yollarında ağır bir trafik kazası
7:19
geçirmişti. Durumu kritikti. Doktorlar
7:23
ailenin acilen toplanmasını istiyordu.
7:25
Bülent'in yüzü kireç gibi oldu. Elleri
7:28
titreyerek aizeyi yerine bıraktı. O an
7:31
gençliğinin bittiği andı. Ceyda o gece
7:34
onu Otogara'a kadar yolcu etti.
7:37
Otobüslerin dizel kokusu Ağustos
7:39
böceklerinin sesine karışıyordu.
7:41
Bülent'in gözlerinde korku ve endişe,
7:44
Ceyda'nınkinde ise bilinmezliğin hüznü
7:47
vardı. Otobüsün kapısında durdu Bülent.
7:50
Ceyda'ya sıkıca sarıldı. Sanki bırakırsa
7:53
düşecekmiş gibi. "Geri döneceğim." dedi
7:56
sesi titreyerek, "Babam toparlansın
7:59
hemen geleceğim. Söz veriyorum." Ceyda
8:02
bu sözün bir veda değil, bir temenni
8:05
olduğunu o an bilemedi. Rize onu yağmur
8:09
ve kederle karşıladı. Hastane
8:11
koridorları umutla umutsuzluğun
8:14
savaştığı o gri alandı. Günlerce yoğun
8:17
bakım kapısında beklediler. Ancak bir
8:20
ayın sonunda o kaçınılmaz son geldi.
8:24
Bülent'in babası yaşam mücadelesini
8:26
kaybedip sessizliğe karıştı. Bu kayıp
8:29
aileyi temelinden sarstı. Annesi
8:33
yaşadığı şokla içine kapanmış, hayata
8:36
küsmüştü. Küçük kardeşinin okul
8:38
masrafları, babadan kalan çay
8:41
bahçelerinin idaresi, yarım kalan
8:44
borçlar. Hepsi bir çığ gibi Bülent'in
8:47
omuzlarına yıkıldı. Cenaze evinin
8:50
kalabalığı dağılıp herkes kendi hayatına
8:52
döndüğünde Bülent gerçeğiyle başa kaldı.
8:56
Artık sadece bir evlat değil, o evin
8:59
direğiydi. Okulunu, hayallerini ve
9:02
Ceyda'yı Ankara'da bırakmak zorundaydı.
9:05
Bir tercih değil, bir mecburiyetti bu.
9:08
İlk haftalar telefona sarılıp Ceyda'nın
9:10
sesinde teselli aradı. Ama zamanla
9:14
Rize'nin ağır sorumlulukları ve geçim
9:16
derdi onun boğazını sıkmaya başladı. Her
9:20
geçen gün Ankara'ya dönme ihtimali biraz
9:23
daha azalıyordu. Utanıyordu Bülent,
9:26
"Döneceğim." deyip dönemekten, sevdiği
9:30
kızı bekletmekten, çaresizliğinden
9:32
utanıyordu.
9:34
Bu utanç diline kilit vurdu. Mesajlar
9:38
kısaldı, aramalar seyrekleşti. Ceyda'nın
9:41
"Her ne zaman geliyorsun?" sorusu
9:44
Bülent'in yüreğine batan bir diken oldu.
9:46
Cevap veremediği için susmayı seçti.
9:49
Ceyda isa Ankara'da her çalan telefona
9:52
koşuyor ama karşıdaki sessizlikle
9:54
yıkılıyordu. Mesafeler yollarda değil,
9:57
kelimelerde büyüdü. Sevgi orada
9:59
duruyordu ama hayat aralarına aşılmaz
10:02
dağlar örmüştü.
10:04
Şimdi aylar sonra o yağmurlu Ankara
10:07
gününde bankta yan yana otururken
10:09
Ceyda'nın sesi titredi. "Benden de çok
10:12
şey istedi hayat." dedi usulca. Sonra
10:15
gözlerini Bülent'e çevirdi. "Sen
10:17
güçlüydün. Dönecektin. Bülent başını öne
10:21
eğdi. Yağmur saçlarından süzülüyordu.
10:24
"Hayır" dedi. Sesi neredeyse duyulmazdı.
10:28
Sen gidince yani ben otobüse binip
10:31
gidince hiç gücüm kalmadı Ceyda.
10:35
Bülent başını öne eğmiş, gözlerini
10:37
yerdeki su birikintisine sabitlemişti.
10:40
Sanki o bulanık suda geçmişin berrak
10:43
günlerini arıyordu. Yağmur saçlarından
10:46
süzülüp şakaklarına iniyor, oradan da
10:48
yanaklarına karışıyordu. Ağlıyor muydu?
10:52
Yoksa bu sadece gökyüzünün matemi miydi?
10:55
Ayırt etmek imkansızdı.
10:58
Keşke dedi fısıltıyla. Sesi rüzgarın
11:01
uğultusuna karışarak. Keşke başka bir
11:04
hayatımız olsaydı. Mecburiyetlerin
11:06
olmadığı sadece bizim olduğumuz. Ceyda
11:10
bu cümleyi duyunca içinden yükselen acı
11:12
bir çığlığı bastırdı. Zihninden vardı
11:16
diye geçirdi. Bizim bir hayatımız vardı
11:18
Bülent ama biz onu senin otobüse
11:21
bindiğin gün o terminalde bıraktık.
11:24
Söyleyemedi. Boğazındaki düğüm
11:26
kelimelerin çıkmasına izin vermiyordu.
11:29
Sadece derin bir nefes aldı. Ciğerlerine
11:32
dolan soğuk hava içindeki yangını
11:34
körüklemekten başka bir işe yaramadı.
11:37
Elini yavaşça çantasına attı. Parmakları
11:41
günlerdir orada taşıdığı, kenarları
11:43
hafifçe kıvrılmış o kağıda değdi. Bu
11:46
kağıt parçası sadece bir mektup değil,
11:50
bitmiş bir umudun son belgesiydi.
11:52
Çıkardı. Yağmur damlaları anında kağıdın
11:56
üzerine düştü. Mürekkebi hafifçe
11:58
dağıttı.
12:00
"Bu son mektubum." dedi Ceyda. Sesini
12:03
sabit tutmaya çalışarak uzattı. Bülent
12:06
irkildi. O kağıda dokunmak gerçeği kabul
12:10
etmek demekti. Elleri yanlarında yumruk
12:13
olmuştu. Almadı. Almak istemedi. Oku.
12:18
Diye fısıldadı Ceyda. Bu bir rica değil,
12:21
bir yakarıştı. Bunu duyman gerek.
12:24
Bülent'in sessizliği devam edince Ceyda
12:27
kağıdı kendi yüzüne yaklaştırdı. Sesi
12:30
yağmurun ritmiyle birlikte titreyerek
12:32
döküldü dudaklarından.
12:34
Biz yağmurla başlayan bir hikayeydik.
12:37
Belki de o yüzden hep ıslak kaldı
12:40
kalbimiz. Sen gittin diye değil,
12:43
birlikte yaşayamadık diye acı çekiyorum.
12:46
Aşk bazen bir şehrin en tenha sokağı
12:50
olurmuş ya. Benim için o sokak hep sen
12:53
olacaksın sevgili.
12:55
Her bir dize Bülent'in kalbine inen
12:57
birer darbe gibiydi. Başını kaldırdı.
13:00
Ceyda'nın gözlerinin içine baktı. O
13:03
gözlerdeki ışık sönmemişti ama artık
13:06
ısıtmıyordu. Sadece hüzünlü bir parıltı
13:09
kalmıştı. Bülent'in gözleri doldu. Artık
13:12
yağmurla saklayamayacağı kadar aşikardı
13:14
acısı. "Ceyda!" dedi. Sesi boğuk ve
13:18
çatallıydı. Elini uzatıp Ceyda'nın
13:21
mektubu tutan elini kavramak istedi.
13:24
"Seni hiç bırakmak istemedim. İnan bana
13:27
her gün her saat seni düşündüm." Ceyda
13:30
elini yavaşça geri çekti.
13:33
Yüzünde beliren gülümseme dünyanın en
13:35
ağır yükünü taşıyordu sanki. O gülüşte
13:38
hem bitmeyen bir sevgi, hem yılların
13:41
yorgunluğu, hem de affedişin soğukluğu
13:43
vardı. Bitti Bülent. dedi usulca. Artık
13:48
ikimizin iyiliği için bu hikayeyi burada
13:51
başladığı yerde bitirmemiz gerek. Bülent
13:54
panikledi. Kaybetme korkusu tüm bedenini
13:58
sardı. O an Rize'deki çay bahçelerini,
14:01
borçları, sorumlulukları unuttu. Sadece
14:05
Ceyda vardı. "Hayır" dedi aceleyle.
14:09
Sanki zamanı geri alabilirmiş gibi.
14:13
"Yapma. Bir şans daha tanıyalım
14:15
aşkımıza.
14:17
Ben ben bir yolunu bulurum. Gerekirse
14:20
her şeyi bırakırım."
14:22
Ceyda başını iki yana salladı.
14:25
Gözlerinden süzülen yaşlar yağmurla
14:28
birleşip çenesinden damladı.
14:31
Ben seni bırakmıyorum ki dedi. Sesi bir
14:34
veda busesi gibi yumuşaktı.
14:37
Sen zaten gittin Bülent. Sen o gün
14:39
gittin ve bir daha hiç tam olarak
14:41
dönmedin. Gelen kişi sen değilsin. Kalan
14:44
kişi de ben değilim artık. O an Bülent
14:47
sustu. Cümleler tükendi. Çünkü Ceyda
14:51
haklıydı. Aralarındaki boşluk
14:53
kapanmayacak kadar büyümüştü. Yağmur
14:56
şiddetini azalttı. Sanki doğa da bu
14:59
kabullenişe şahitlik ediyordu. İnsanlar
15:02
sokaklara yeniden çıkmaya başlamıştı ama
15:04
onların dünyasında durmuştu. Yağmur
15:08
hafiflemiş, gökyüzü gri ağırlığını biraz
15:11
olsun üzerinden atmıştı. Ama bankın
15:13
üzerindeki o görünmez ağırlık tonlarca
15:16
yükten daha fazlaydı. Ceyda derin bir
15:19
nefes alarak ayağa kalktı. Isslak ahşap
15:22
bank onun kalkışıyla birlikte acı bir
15:25
gıcırtı çıkardı. Sanki o da bu ayrılığa
15:28
itiraz ediyordu. Bülent Ceyda'nın
15:31
hareketlendiğini görünce panikle
15:33
doğrulmaya çalıştı. Dizleri titriyordu.
15:37
Belki soğuktan, belki de kalbine binen o
15:40
ani boşluk hissinden.
15:43
Sendeledi. Bir adım attı ama Ceyda'ya
15:46
yaklaşamadı. Aralarında aşılması
15:49
imkansız, görünmez bir duvar örülmüştü
15:51
sanki. Ceyda paltosunun yakasını
15:54
düzeltti. Gözleri kuru ama bakışları
15:57
darmadağandı.
15:59
"Mutlu ol" dedi. Bu iki kelime bir
16:02
temenniden çok bir veda emri gibi çıktı
16:05
dudaklarından. Bülent'in dudakları
16:07
titredi. Söylemek istediği binlerce
16:09
cümle boğazında düğümlenip kaldı. Sadece
16:13
olabilirsem diyebildi fısıltıyla.
16:17
Cümlenin devamını getiremedi. Çünkü
16:19
Ceyda olmadan mutluluk sadece sözlükte
16:22
kalan bir kelimeydi onun için. Ceyda
16:24
arkasını döndü. O an dünyanın en zor
16:27
adımıydı bu. Yürümeye başladı. Her
16:30
adımda Bülent biraz daha geride, biraz
16:32
daha geçmişte kalıyordu. Ayakkabılarının
16:35
ıslak asfaltta çıkardığı ses sessizliğin
16:38
içinde yankılanıyordu.
16:40
Bülent olduğu yerde heykel gibi donup
16:42
kalmıştı. Eli hala havada asılıydı
16:46
sanki. Ceyda'ya gitmemesi için
16:47
tutabilecekmiş gibi ama yapmadı.
16:50
Yapamadı çünkü gitmesi gerektiğini
16:53
biliyordu. Ceyda haklıydı. O otobüse
16:57
bindiği gün gitmişti zaten. Köşeyi
17:00
dönmeden hemen önce Ceyda duraksadı. Bu
17:03
iradesi dışında bir refleksti. Başını
17:06
hafifçe çevirdi ve omzunun üzerinden son
17:09
kez arkasına baktı. Bülent gri
17:11
paltosuyla o bankın önünde yağmurun
17:14
altında yapa yalnız duruyordu. Yüzü
17:16
ıslak, omuzları düşmüş, gözleri Ceyda'ya
17:19
kilitlenmişti.
17:21
Bu bakış zamanı dondurdu. İkisi de o anı
17:25
zihinlerine kazıdı. Koşup birbirlerine
17:27
sarılmak, "Gitme demek her şeyi unutmak
17:30
istediler. Kalpleri göğüs kafeslerini
17:33
parçalayacak gibi atıyordu ama ayakları
17:36
kıpırdamadı. Gurur değildi bu.
17:39
Çaresizliğin ta kendisiydi. Ceyda başını
17:42
usulca önüne eğdi, gözlerini yumdu ve
17:46
köşeyi döndü. Bülent'in görüntüsü göz
17:49
kapaklarının ardında asılı kaldı. Bülent
17:52
Sısı Ceyda'nın o köşeden kayboluşunu
17:56
izledi. O an içindeki son umut kırıntısı
17:59
da o köşede kaybolup gitti. Gözlerini
18:03
kapattı. Yağmur yüzünü yıkarken içinden
18:06
fısıldadı. Elveda, bağırım.
18:10
Aylar birbirini kovaladı. Mevsimler
18:12
değişti. Yapraklar sarardı. Sonra tekrar
18:16
yeşerdi.
18:17
Ceyda Kızılay'da köklü bir yayınevinde
18:20
editör olarak işe başladı. Kitap
18:23
kokuları arasında kendine yeni bir
18:25
sığınak aradı. Ama Kızılay'ın her
18:27
sokağı, her köşe başı ona Bülent'i
18:29
hatırlatıyordu. Rüzgar saçlarını her
18:32
savurduğunda sanki Bülent'in parmakları
18:35
değiyordu tenine. Bazen öğle aralarında
18:38
kalabalığın içinde yürürken birden
18:40
duruyor, bir yağmur sesi duyduğunda
18:43
kalbi sıkışıyordu. Cebinde Bülent'in hiç
18:46
almadığı artık buruşmuş o mektubu
18:48
taşıyordu. Hala bir muska gibi acısını
18:52
yanında gezdiriyordu.
18:54
Bülent ise Rize'nin sisli dağlarına geri
18:56
dönmüştü. Babasından kalan işlerin
18:59
başına geçti. Annesi yavaş yavaş
19:01
toparlanıyor, kardeşi üniversite
19:03
hazırlıklarına başlıyordu. Dışarıdan
19:06
bakıldığında hayat rayına oturmuş
19:08
gibiydi. Ama Bülent'in içi terk edilmiş
19:10
bir ev gibi soğuk ve boştu. Yağmur her
19:14
yağdığında, Rize'nin o hırçın yağmurları
19:17
camlara vurduğunda Bülent evde
19:19
duramıyordu. Kendini dışarı atıyor,
19:22
saatlerce yürüyordu. Şehrin sokaklarında
19:25
değil, Ankara'nın hayalinde yürüyordu
19:28
sanki. Her adımda Ceyda'yı arıyor. Her
19:31
yağmur damlasında o veda anını yeniden
19:34
yaşıyordu. Bu yürüyüşler onun tek
19:37
tesellisi ama aynı zamanda sonu
19:40
olacaktı.
19:42
Sırıl sıklam eve döndüğü gecelerin
19:44
birinde ciğerlerine işleyen o soğuk
19:47
rutubet bedenini yavaş yavaş ele
19:49
geçirmeye başlamıştı.
19:51
Öksürükleri sıklaştı, nefesi daraldı ama
19:55
o ruhundaki acıdan bedenindeki sızıyı
19:58
hissetmiyordu bile. Yıllar bir nehrin
20:01
denize akışı gibi sessiz ve geri
20:03
döndürülemez bir hızla aktı. Ne Ceyda
20:06
telefonun tuşlarına dokunabildi ne de
20:09
Bülent o çok özlediği numarayı
20:11
çevirebildi. Bu sessizlik birbirlerini
20:14
unuttukları anlamına gelmiyordu. Aksine
20:16
bu birbirlerinin hayatına duydukları
20:19
saygının en acı, en keskin haliydi.
20:22
Aşkları bitmemişti. Sadece insanların
20:26
ulaşamadığı, kelimelerin hükmünü
20:28
yitirdiği başka bir boyuta, sessiz bir
20:30
bekleyişe dönüşmüştü. Bülent Rize'de
20:33
geçirdiği o uzun ve nemli kışların
20:36
bedelini ağır ödedi. İçindeki yangını
20:39
söndürmek için attığı her adımda yağmur
20:42
ciğerlerine biraz daha işledi. O biraz
20:45
hava alacağım." diyerek çıktığı
20:47
yürüyüşler aslında bir kaçıştı. Ama
20:50
kaçtığı şey onu yakalamıştı.
20:52
Bir gece yarısı nefesi kesilip olduğu
20:55
yere yığıldığında kaderin ikinci perdesi
20:58
açıldı. Doktorların yüzündeki ifade
21:01
yıllar önce babasının ölüm haberini
21:04
veren o ifadenin aynısıydı. Teşhis
21:07
konuldu. İnce hastalık. Ciğerlerinde
21:10
büyüyen karanlık onu Rize'nin nemli
21:12
havasından koparıp kuru havasıyla şifa
21:15
dağıtan Ankara sanatoryumuna sürükledi.
21:18
Bülent yıllar sonra Ankara'ya döndü. Ama
21:21
bu dönüş hayal ettiği gibi Ceyda'nın
21:24
elini tutup Kızılay'da yürüdüğü bir
21:26
dönüş değildi. Şehrin tepesindeki çam
21:29
ağaçlarının arasına gizlenmiş o büyük
21:32
beyaz binanın soğuk odalarına hapsoldu.
21:35
Sanatoryumdaki 3ün ayıydı. Ankara'ya kış
21:39
erken gelmiş ince bir kar tabakası çam
21:42
ağaçlarının dallarını süslemeye
21:44
başlamıştı.
21:45
Bülent günlerini pencere kenarındaki
21:48
koltuğunda dışarıyı izleyerek
21:50
geçiriyordu. Rengi solmuş, gözlerinin
21:53
feri sönmeye yüz tutmuştu. Ama bakışları
21:56
hala o eski derinliğini koruyordu. Camın
22:00
buğusuna parmağıyla şekiller çiziyor,
22:03
sonra siliyordu.
22:04
129 gündü. Öğleden sonra güneşi
22:08
bulutların arasından cılız bir ışık
22:11
demeti gönderiyordu bahçeye. Bülent
22:13
alışkanlıkla pencereden aşağıya hastane
22:16
bahçesine baktı ve o an kalbi göğüs
22:19
kafesini zorlayan son bir çırpınışla
22:22
attı. Oradaydı. Aşağıda bahçedeki yaşlı
22:25
çınarın altındaki bankta sırtı hastane
22:28
binasına dönük bir kadın oturuyordu.
22:31
Üzerinde o çok iyi bildiği taba rengi
22:33
kaban, boynunda rüzgarla hafifçe
22:35
dalgalanan o yün atkı. Ceydaydı bu.
22:39
Yılların çizgilerini göremiyordu buradan
22:41
ama duruşundaki o mağrur hüznü başını
22:44
hafifçe öne eğini 1000 kilometre öteden
22:47
olsa tanırdı. Ceyda cesaretini toplayıp
22:50
o kapıdan içeri girememişti. Bülent'i o
22:53
halde yataklara düşmüş, eriyip giderken
22:55
görmeye yüreği dayanmazdı. Onun
22:58
zihnindeki Bülent, yağmurun altında
23:01
dimdik duran, şiirler okuyan o genç adam
23:04
olarak kalmalıydı. O yüzden sadece
23:07
bahçeye kadar gelebilmiş, duvarların
23:09
arkasındaki varlığını hissetmekle
23:11
yetinmişti.
23:13
Bülent isa elini cama dayadı. Cam
23:15
soğuktu. Avuç içi yandı. Aşağıya inmek,
23:19
ona koşmak. Ben buradayım. diye bağırmak
23:23
istedi ama yapamadı. Kendini ona böyle
23:26
yarım nefesle, solgun bir yüzle
23:29
göstermek istemedi. Ceyda onu güçlü
23:32
hatırlamalıydı. İkisi de aralarındaki o
23:35
camdan duvarın, o mesafenin aslında
23:38
birbirlerini korumak için örülmüş bir
23:40
sevgi kalkanı olduğunu biliyordu. Ceyda
23:43
başını kaldırmadı. Bülent camı açmadı.
23:47
Kar taneleri yavaşça hızlanırken Ceyda
23:50
banktan kalktı.
23:52
Bir kez bile arkasına o pencereye
23:54
bakmadan yavaş adımlarla bahçe kapısına
23:57
doğru yürüdü. Bülent onun gidişini
24:00
izledi. Bu kez gözlerinde yaş yoktu.
24:04
Sadece derin bir kabulleniş vardı. Ceyda
24:07
gözden kaybolduğunda Bülent camdaki
24:10
buğunun üzerine parmağıyla küçük bir
24:12
harf çizdi ve gülümsedi.
24:15
Bu onların sessiz veda ritüeliydi.
24:19
Ceyda'nın o gün bahçeden gidişi Bülent
24:21
için bir son değil aslında ruhani bir
24:24
tamamlanmaydı. O andan sonra zaman
24:26
kavramı Bülent için değişti. Takvim
24:29
yaprakları saatler veya ilaç saatleri
24:32
anlamını yitirdi. Geriye kalan kısıtlı
24:34
zamanını ciğerlerindeki son nefese kadar
24:37
yazmaya adadı. Sanatoryumdaki o küçük
24:40
oda bir hastane odasından çok bir
24:42
edebiyat mabedine dönüşmüştü. Geceleri
24:45
hemşirelerin ışığı kapatma uyarılarına
24:48
rağmen yatağının baş ucundaki loş
24:50
lambanın altında saatlerce yazdı. Yıllar
24:53
önce Ankara Üniversitesi Kütüphanesi'e
24:55
başlayan ama hayatın telaşından bir
24:57
türlü kağıda dökülemeyen o romanı
24:59
tamamlamaya çalışıyordu. Parmakları
25:01
zayıflamış, el yazısı titrekleşmişti ama
25:04
kelimeleri her zamankinden daha güçlü,
25:07
daha berraktı. Romanın adı yoktu. Belki
25:10
de koymaya cesaret edememişti. Sayfalar
25:13
dolusu şiir birikti komodinin üzerinde.
25:16
Her biri Ceyda'ya yazılmıştı ama hiçbiri
25:18
postalanmayacaktı.
25:20
Bülent aşkını kelimelere hapsedip onları
25:23
ebediyete emanet ediyordu. Yazdıkça
25:26
hafifliyor, hafifledikçe o kaçınılmaz
25:28
sona biraz daha yaklaşıyordu. Hastaneye
25:31
yatışının 129. günüydü. Sabaha karşı
25:35
Ankara'nın Ayazı camları zorlarken odada
25:38
derin bir sessizlik hakimdi. Bülent son
25:41
cümlesini yazmaya çalıştı. Kalem kağıdın
25:44
üzerinde durdu. Gücü tükenmişti.
25:47
Başını yastığa bıraktı. Gözlerini
25:49
pencereden süzülen solgun gün ışığına
25:52
çevirdi. Aklında ne Rize'nin sisli
25:55
dağları vardı ne de hastalığın acısı.
25:58
Sadece o nisan yağmuru, o bank ve ceyda
26:02
mutlu old değişi yankılandı zihninde.
26:04
Dudaklarında belirsiz bir tebessümle
26:07
kalemi elinden yavaşça kaydı ve yere
26:09
düştü. O ses Bülent'in dünyadaki son
26:13
sesi oldu. Derin bir uykuya daldı ve bir
26:16
daha uyanmadı. Öğle saatlerinde
26:19
koridorda hüzünlü ayak sesleri duyuldu.
26:23
Rize'den gelen annesi ve kardeşi odaya
26:25
girdiklerinde karşılaştıkları manzara
26:28
sessizliğin ta kendisiydi. Yatak
26:30
toplanmış, çarşaflar gergin, oda buz
26:33
gibiydi. Annesi oğlunun kokusunun
26:37
sindiği yastığa sarılıp sessizce ağladı.
26:40
Kardeşi ise komodinin üzerindeki o kalın
26:43
defteri ve dağınık şiir kağıtlarını
26:45
topladı. Ceyda yoktu.
26:48
Ne hastane koridorunda, ne cenaze
26:50
arabasının arkasında, ne de Rize'ye
26:52
giden otobüste
26:55
Ceyda Bülent'in gittiğini hissetmişti
26:57
belki de. O sabah Kızılay'da yürürken
27:00
anlamsız bir üşüme gelmişti üzerine.
27:02
Durup gökyüzüne bakmış, "Güle güle."
27:05
demişti içinden. Kime dediğini bilmeden.
27:08
Cenazeye gelmedi. Gelemezdi. Çünkü
27:11
onların vedası o yağmurlu bankta çoktan
27:13
yapılmıştı. Bir kez daha veda edecek
27:16
gücü yoktu kalbinin. Bülent'in yazdığı o
27:18
roman ve şiirler kardeşi tarafından
27:21
saklandı. Kimse okumadı, kimse
27:24
yayımlatmadı. O sayfalar sararmış bir
27:26
kutunun içinde Rize'deki o eski evin
27:29
tavan arasında unutuldu. Tıpkı aşkları
27:32
gibi var olan ama kimsenin bilmediği,
27:35
dokunmadığı bir hazine olarak kaldı.
27:37
İşte hayat bazen böyle sebepsiz,
27:40
sonuçsuz ayrılıklara gebedir. Kavuşmalar
27:43
masallarda, büyük ayrılıklarsa gerçek
27:45
hayatta olur. Birbirini ne olursa olsun
27:48
seven iki insanın kaderindedir bu. Bazen
27:51
en büyük aşklar yaşanmışlıklarla değil,
27:54
yaşanamamışlıklarla büyür ve sonsuz
27:56
olur. Yağmur dindi. Ankara gri paltosunu
28:01
çıkardı. Ama o bank Tunus Caddesi'in
28:04
köşesinde hala duruyor. Ve dikkatli
28:07
bakarsanız yağmurlu günlerde orada
28:10
oturan iki siluet görebilirsiniz. Biri
28:12
şiir okuyan diğeri sessizce dinleyen.
28:17
Evet sevgili dostlar
28:19
ne Ceyda'ya ne de Bülent'e kızmayın olur
28:22
mu? Bazen hayat bizleri zorunda bırakır
28:25
ve aslında kimse suçlu değildir.
28:29
Ceyda'nın şu an ne yaptığını bilmiyoruz.
28:32
eski işinden ayrılmış.
28:34
Bülent'in yakınlarının söylediğine göre
28:36
Ceyda bahçeye defalarca gelip gitmiş.
28:40
Belki de sessizce veda ediyordu ve biz
28:44
bunu asla bilemeyeceğiz.
28:46
Onun yüreğinde ne savaşlar verdiğini de
28:49
kimse bilemez. Zaten Bülent'in ailesi de
28:52
Ceyda'yı suçlamıyor ve takdiri ilahi
28:55
diyorlar.
28:57
Sevgili dostlar, veda etmeden önce eğer
28:59
bu hikayemizi sevdiyseniz ve benzer
29:01
hikayeleri daha çok görmek istiyorsanız
29:04
yorumlar kısmını sola kaydırarak bu
29:06
videoyu Hype Edin başlığı altında
29:08
bulunan hype butonuna basmayı ihmal
29:11
etmeyin. Bir sonraki yaşanmış gerçek
29:13
hikayede görüşmek üzere. Hoşça kalın
29:16
sevgili dostlar.
29:22
[Müzik]
29:35
Yaşanmış Gerçek Hikayeler kanalına abone
29:37
olmayı ve videoyu beğenmeyi ihmal etme.
#People & Society

