Aile sırları, yaşanmış hikayeler ve geçmişin gizemini sevenler için hazırladığımız bu hikaye, sizi derinden etkileyecek.Eski bir sandıktan çıkan gizli bir günlük, yıllardır saklanan büyük bir sırrı açığa çıkarıyor. Bu hüzünlü hikaye, Leyla'nın hayat hikayesi ile geçmişin karanlık yüzünü birleştiriyor. Gerçek hayattan izler taşıyan bu anlatımda, bir ailenin dramına ve yüzleşmesine tanık olacaksınız. Bu video ibretlik hikayeler, ders verici hikayeler ve insan hikayeleri arayanlar için özel olarak kurgulanmıştır. Yaşanmış olaylar zincirini konu alan bu hikaye, bir ailenin kaderini değiştiren olayları anlatmaktadır.
Daha fazla gerçek hikaye, kısa hikayeler ve sesli kitap tadında içerik için kanala abone olmayı ve videoyu beğenmeyi ihmal etmeyin.
İyi seyirler.
#GerçekHikayeler #Hikaye #YaşanmışHikayeler #İbretlikHikayeler #HayatHikayeleri #SesliHikaye #Dram #GerçekOlaylar #HüzünlüHikayeler #DersVericiHikayeler #KısaHikaye #İnsanHikayeleri
Gerçek hayatın içinden süzülüp gelen gerçek hikayeler, duygulara dokunan yaşanmış hikayeler, sizi içine çekecek gizemli hikayeler, şaşırtıcı ilginç hikayeler, yürek burkan duygusal hikayeler, ürkütücü korku hikayeleri ve düşündürücü ibretlik hikayeler ile dolu bir dünyaya adım atıyorsunuz.
Bu kanalda, yaşanmış olaylardan çıkarılan derslerle bezeli sıra dışı hikayeler, beklenmedik sonlara sahip dramatik anlatılar ve sizi derinden sarsacak şok edici gerçekler yer alıyor.
Hayatta kalma mücadeleleri, umut veren başarı hikayeleri ve yaşamın içinden gelen motivasyon dolu anlar, izleyiciye ilham verirken; bir yandan da trajik aşk hikayeleri ve dram dolu hayat öyküleri kalbinizin derinliklerine dokunacak.
Gerilim ve korku hikayeleri sevenler için, tüyler ürperten paranormal hikayeler, ürkütücü cin hikayeleri ve açıklanamayan esrarengiz olaylar bu kanalda sizi bekliyor.
Bilinmeyenleri keşfetmek isteyenler için, akıl almaz detaylarla dolu gizemli vakalar, gerçek hayata dayanan doğaüstü olaylar ve inanılması güç ama belgelenmiş gerçek hikayeler düzenli olarak paylaşılıyor.
Ayrıca, gizemin peşinden gitmeyi seven izleyiciler için dedektif hikayeleri, düşünmeye sevk eden psikolojik gerilim hikayeleri, merak uyandıran alternatif tarih olayları ve etkileyici gizemli dostluk öyküleri de içeriklerimiz arasında.
Her hafta yayınlanan yeni videolarla gerçek dünyada yaşanmış gizemli olaylar ekranlarınıza geliyor.
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Hiç düşündünüz mü ya? En yakınınızdaki, sizi büyüten, size şefkatle sarılan o
0:06
insanlar aslında hiç tanımadığınız birer yabancıysa h ya bütün bir ailenin
0:13
geçmişi yıllar önce söylenmiş tek bir yalanın üzerine kuruluysa
0:19
Leyla eski bir aile köşkünü boşaltırken tozlu bir sandığın dibinde mühürlenmiş o
0:25
siyah defteri bulduğunda sadece anıları değil geçmişin kilitli kapılarını da
0:31
araladığını bilmiyordu. Defterin kapağını açtı ve kan donduran o gerçekle
0:36
yüzleşti. Anneannesi sandığı kadın aslında bambaşka biriydi. Gerçek
0:42
Nerminse 1958 yılında fırtınalı bir gecede soğuk sulara gömülmüştü. Bugün
0:49
bir günlüğün ortaya çıkardığı çalıntı bir hayatın, yasak bir aşkın ve kuşaklar
0:55
boyu süren suskunluk yeminin peşine düşüyoruz. Hazırsanız arkanıza yaslanın.
1:01
Çünkü saklı defterin sayfaları açılıyor ve gerçekler sandığınızdan çok daha
1:06
karanlık. Bu tarz hikayeleri seviyorsanız beğenmeyi ve yorumlar kısmında
1:12
düşüncelerinizi paylaşmayı ihmal etmeyin. Eğer hazırsanız hikayemize geçebiliriz. İyi seyirler.
1:24
[Müzik] Yaşanmış Gerçek Hikayeler kanalına abone olmayı ve videoyu beğenmeyi ihmal etme.
1:31
[Müzik]
1:37
Herkesin derinlere, kimsenin ulaşamayacağı yerlere sakladığı bir şeyler vardır. Kimisi pişmanlıklarını
1:43
saklar, kimisi hayallerini. Ama anneannem bizzat kendisini saklamış. Bunu o gün o tozlu tavan arasında elimde
1:51
tuttuğum deri kaplı defterin kapağını araladığımda anlamamıştım henüz. Sadece parmak uçlarımdaki soğuk deri hissini ve
1:58
genzimi yakan o ağır yaşanmışlık kokusunu hatırlıyorum. Vedaların bir son olduğunu sanırdım. Oysa o gün o defteri
2:06
bulduğumda anladım ki vedalar bazen en büyük sırların üzerindeki örtüyü kaldıran sessiz bir başlangıçtı. Eski
2:13
köşkün demir kapısını ittiğimde çıkan o hüzünlü gıcırtı tüm mahalleye yayılan sessizliği nazikçe böldü. Gökyüzü
2:20
griydi. Sanki bulutlar da benimle birlikte bu evin anısına saygı duruşundaydı. Bahçedeki kurumuş
2:27
yapraklar rüzgarın etkisiyle ayaklarımın altında sürükleniyor, her adımımda
2:32
hışırtılarıyla bana eşlik ediyordu. Anneannem Nermin Hanım'ın o otoriter, o
2:37
mağrur kadının yokluğu evin her köşesine sinmiş gibiydi. O bu kasabanın en
2:43
saygıdeğer, en kuralcı kadınıydı. Hayatı boyunca duygularını o kadar derin bir
2:49
kuyuda saklardı ki bazen onun ne hissettiğini anlamak imkansız olurdu.
2:54
Şimdi ise o derin sessizliğe bürünmüş ve geriye sadece bu devasa hatıralarla dolu
3:00
ev kalmıştı. Anahtarı kilide sokarken ellerim hafifçe titredi. Kapı ağır bir
3:06
iç çekişle açıldı. İçerisi serindi. Holdeki devasa aynanın üzeri beyaz bir
3:11
örtüyle kapatılmıştı. Bu gelenek evin içindeki zamanı durduruyor, mekanı bir
3:17
anıt gibi donduruyordu. Çantamı portmantonun üzerine bıraktım. "Buradasın işte." dedi. Kendi kendime
3:23
fısıldayarak. Sesim boş koridorda yankılandı. Avukatın sözleri zihnimde
3:28
dönüp duruyordu. Evi düzenlemeniz gerekiyor Leyla Hanım. Gelecek planları için eşyaların tasnif edilmesi şart."
3:35
demişti. Satış fikri kalbimi sıkıştırıyordu. Çocukluğumun geçtiği o sıkı disiplinle yönetilen ama yine de
3:42
güvenli hissettiren bu kaleyi bırakmak geçmişe haksızlık gibi geliyordu. Merdivenlere yöneldim. Ahşap basamaklar
3:50
her zamanki gibi 3ünc ve 7 adımda hafifçe inledi. Bu ses beni aniden
3:55
çocukluğuma, anneannemin beni acele etme. Hanımefendiler sükunetle yürür."
4:00
diye uyardığı o günlere götürdü. Yukarı kattaki yatak odalarına girmedim. Oraya
4:05
girmeye henüz hazır değildim. Bunun yerine gözlerim tavan arasına çıkan o dar dik merdivenlere takıldı. Anneannem
4:13
oraya çıkmamı her zaman yasaklamıştı. Orada eski eşyalardan başka bir şey yok.
4:18
Toz yutarsın derdi. Ama şimdi o yasak kalkmıştı. Kuralları koyan kişi artık
4:23
sonsuz bir uykudaydı. Tavan arasının kapısını zorlayarak açtım. İçeriden yüzüme vuran hava, yıllanmış kağıt, kuru
4:31
lavanta ve yoğun bir anı kokusu taşıyordu. İçeri adım attım. Tavandaki küçük pencereden süzülen soluk ışık
4:38
hüzmesi havada ağır ağır süzülen toz zerrelerini aydınlatıyordu. Sanki zaman
4:44
burada mola vermişti. Eski sandıklar, üzeri örtülü koltuklar, kenara çekilmiş
4:49
bir abajur ve yığınla kutu. Her şey derin bir uykudaydı. Odanın en köşesinde
4:55
diğerlerinden daha eski görünen ceviz ağacından yapılmış üzeri oyma işçilikli
5:00
bir sandık duruyordu. Neden bilmem? O sandık beni kendine çekti. Sanki anlatacak bir hikayesi vardı. Yanına
5:07
gittim ve dizlerimin üzerine çöktüm. Kilidi paslanmıştı ama açıktı. Kapağı
5:12
kaldırdığımda menteşeler hafifçe sızlandı. içi beklendiği gibi danteller, eski kıyafetler ve sararmış
5:19
fotoğraflarla doluydu. Birkaç fotoğrafı elime aldım. Anneannemin gençliği, her zamanki gibi ciddi dudakları düz bir
5:26
çizgi halinde, gözlerinde o bildik mesafe. Hiç değişmemişsin. H dedim fotoğraftaki kadına. Elimi sandığın
5:33
dibine daldırıp en alttaki örtüleri nazikçe araladım. Parmaklarım sert, dikdörtgen bir nesneye dokundu. Merakla
5:39
o nesneyi çıkardım. Kadife koyu bordo bir kumaşa özenle sarılmıştı. Kumaşı
5:45
yavaşça açtım. İşte o an bildiğim her şeyin şekil değiştireceği andı. Elimde
5:50
tuttuğum şey siyah deri kaplı, kenarları aşınmış, oldukça kalın bir defterdi.
5:56
Üzerinde hiçbir isim, hiçbir tarih yoktu. Sadece derinin dokusunda yılların
6:01
yorgunluğu vardı. Kalbim nedensizce hızlanmaya başladı. Bu anneannemin hesap defterlerinden birine benzemiyordu. Çok
6:08
daha şahsi, çok daha mahrem bir havası vardı. Defteri açıp açmamak arasında tereddüt ettim. Bu artık aramızda
6:15
olmayan birinin mahremiyetine girmek miydi? Ama o benim anneannemdi. Ondan
6:20
bana kalan bilmediğim ne olabilirdi ki? Merak çekingenliğime galip geldi. Kapağı
6:26
araladım. İlk sayfa O boştu. Sararmış yaprağın dokusu parmak uçlarımı okşadı.
6:32
İkinci sayfayı çevirdim. Tarih 12 Nisan 1958. Gözlerim satırlarda gezindi. El
6:39
yazısı. Bu el yazısı annen anneanneme ait değildi. Anneannemin yazısı dik,
6:44
köşeli ve nizamidir. Bu yazı ise eğik, savruk ve telaşlıydı. Sanki yazan kişi
6:51
kelimeleri kağıda dökerken kalbi yerinden çıkacakmış gibi hissetmişti. İlk cümleyi okudum. Bugün ilk kez aynada
6:58
gördüğüm sureti tanıyamadım. Yansıyan yüz artık bana ait değilmiş gibi
7:03
şaşkınlıkla durakladım. Ne demekti bu? Anneannem neden böyle bir şey yazsın? Yoksa bu defter ona ait değil miydi? Ama
7:10
sandığın en dibinde, en gizli köşesindeydi. Okumaya devam ettim. Herkes beni Nermin sanıyor. Oysa Nermin
7:17
o derin maviliklerin sessizliğinde sonsuz uykusuna daldı. Bense onun hayatını ödünç alan kişiyim. Ama Allah
7:24
şahidimdir. Bunu hayatta kalmak için yaptım. Bu defter benim iç döküşüm olacak. Kimse bilmeyecek. Mezartaşıma
7:31
Nermin yazacaklar ama ben bu satırlarda kendi hakikatimle vedalaşacağım. Nefesim boğazımda düğümlendi. Defter elimden
7:39
kayıp yere düştü. Tok bir sesle zemine çarptı. Odanın sessizliği zihnimdeki fırtınayla tezat oluşturuyordu. Oysa
7:46
Nermin o derin maviliklerin sessizliğinde. Bu cümle zihnimde yankılandı. Benim bildiğim, tanıdığım o
7:53
otoriter kadın, o kuralcı Nermin Hanım. O aslında Nermin değil miydi? Peki o
7:58
Nermin değilse benim anneannem kimdi? Dizlerimin üzerine çöküp defteri tekrar elime aldım. Ellerim artık kontrolsüzce
8:05
titriyordu. Bu sadece bir zihin karışıklığı, geçmişin sisli bir hatırası
8:10
olabilir miydi? Ama tarih 1958'di. Anneannem o zamanlar 20 yaşındaydı.
8:17
Gencecik hayatının baharında bir kadın. Bir sonraki sayfayı çevirdim. Belki de bir kurguydu. Belki de yazılmamış bir
8:24
romanın taslağıydı. Dün gece Kenan geldi. Gözlerimin içine baktı ve
8:29
"Nermin, ne kadar değiştin?" dedi. "Kalbim duracak sandım. Beni tanımasından, üzerimdeki örtünün
8:36
kalkmasından o kadar korktum ki ona sadece gülümsedim. O soğuk mesafeli
8:41
Nermin gülümsemesini taklit ettim. İşe yaradı. Benden uzaklaştı. İnsanların
8:47
görmek istediklerini onlara verirsen gerçeği asla sorgulamıyorlar. Kenan
8:52
dedemin adıydı. Dedem anneannemin değiştiğini fark etmiş ama anlamamış mıydı? Başımı kaldırıp tavan arasının
8:59
loşluğuna baktım. Etrafımdaki her eşya, her kutu, her örtü birdenbire
9:05
yabancılaştı. Yıllardır ziyaret ettiğim, elini öptüğüm kadın aslında bambaşka
9:10
biri miydi? Tüm ailemiz büyük bir sırrın üzerine mi kuruluydu? Gözlerimden bir
9:15
damla yaş süzülüp defterin açık sayfasına düştü. Mürekkep, hafifçe dağıldı. Kimsin sen diye fısıldadım
9:23
boşluğa doğru. Kimsin sen büyükanne? Defteri göğsüme bastırdım. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki göğüs kafesimi
9:30
zorluyordu. Bu defteri okumalı mıydım yoksa bu sırrı sonsuza dek kapatmalı mıydım? Eğer okursam bildiğim her şey,
9:38
ailem, geçmişim, kimliğim sarsılacaktı. Ama okumazsam bu yabancı kadının ruhu
9:44
asla huzur bulamayacaktı. Tavan arasındaki pencerenin önünden bir gölge geçti. Rüzgarın salladığı bir ağaç
9:51
dalıydı belki ama ben irkildim. Sanki biri beni izliyordu sanki. Gerçek Nermin
9:57
o uzak diyarlardan gelmiş ve yerini alan kadının itiraflarını okumamı bekliyordu.
10:03
Derin bir nefes aldım. Cesaretimi topladım. Defterin kapağını bir kez daha araladım. Bu kez kapatmak için değil,
10:09
sonuna kadar gitmek için. Gerçek ne kadar ağır olursa olsun bilinmezlikle yaşamaktan daha iyiydi. Sayfaları
10:17
çevirdikçe bir kadının değil, iki kadının hüzünlü hikayesi odanın içine
10:22
dolmaya başladı. Bizi ayıran sadece bir kaderdi yazıyordu bir başka sayfada. O
10:28
ışıkta yürürdü. Ben gölgede. O prensesti. Ben ona eşlik eden yolcu. Ama
10:34
kaderin cilvesine bak ki şimdi onun tacı benim başımda. Ama bu taç dikenlerden
10:39
örülü. Dışarıda gök gürledi. Yağmur çiselemeye başladı. Damlalar çatıya
10:45
vurdukça tavan arası daha da izole, daha da hüzünlü bir hal aldı. Ama ben artık o
10:51
odada değildim. Ben 1958 yılında bir sahil kasabasında kimliğini gizlemeye
10:56
çalışan genç bir kadının zihnindeydim. Bu defter sadece bir günlük değildi. Bu defter bir vicdan muhasebesi, bir
11:04
vasiyet ve sessiz bir çığlıktı. Ve ben Leyla bu çığlığı duyan tek kişiydim.
11:09
Defteri çantama koymaya karar verdim. Burası bu soğuk tavan arası. Bu kelimeleri okumak için doğru yer
11:16
değildi. Aşağı inmeli, kendime sıcak bir çay yapmalı ve bu gizemi kelime kelime
11:22
çözmeliydim. Ayağa kalktım. Bacaklarım uyuşmuştu. Sandığın kapağını kapatırken sanki
11:29
kilitli bir kapıyı aralamışım gibi hissettim. Artık geri dönüş yoktu. Merdivenlere yöneldiğimde alt kattan bir
11:36
tıkırtı duydum. Durdum. Ev boştu. Kapıyı kilitlemiştim. Kimse var mı diye
11:42
seslendim. Sesim titrek ve cılızdı. Cevap gelmedi. Sadece rüzgarın uğultusu
11:48
ve yağmurun sesi. Belki de evin eski ahşaplarının bir oyunuydu bu. Ama içimdeki huzursuzluk büyüdü. Sanki bu
11:54
defterin ortaya çıkması sadece geçmişin hayaletlerini değil bugünün bilinmezliklerini de uyandırmıştı. Hızla
12:02
aşağı indim. Çantamı ve defteri aldım. Evden çıkarken Nermin Hanım'ın portresiyle göz göze geldim. O sert
12:09
bakışlar şimdi bana çok daha farklı, çok daha hüzünlü ve sır dolu geliyordu.
12:14
Gözlerinin derinliklerinde sakladığı o yükü artık seziyordum. "Senin hikayeni
12:20
dinleyeceğim." dedim portreye bakarak. "Kimsen ya da neysen seni dinleyeceğim."
12:26
Kapıyı çekip çıktım. Yağmur yüzümü ıslatırken çantamdaki defterin ağırlığı
12:32
tüm vücuduma yayılıyordu. Bilmiyordum ki bu sadece başlangıçtı. Ve o defterin
12:37
sayfalarında yazanlar sadece ailemi değil tüm hayatımı değiştirecek bir yolculuğun habercisiydi.
12:45
Yağmur köşkün kurşun kaplı çatısını ritmik bir hüzünle dövmeye devam ederken mutfağın penceresinden bahçedeki sırıl
12:52
sıklan manyaı izliyordum. Elimdeki çay bardağı soğumuştu ama sıcaklığını
12:58
hissetmeyecek kadar uyuşmuştu parmaklarım. Masanın üzerinde duran siyah defter sanki nefes alıp veriyordu.
13:04
Kapağındaki aşınmış deri kıvrımları yaşlı bir insanın yüzündeki o derin çizgileri andırıyordu. Tavan arasından
13:12
indiğimden beri geçen bir saat içinde beynimdeki sorular çoğalmış, mantıklı cevaplarsa yoğun bir sis bulutu içinde
13:18
kaybolmuştu. Cesaretimi toplayıp sandalyeyi çektim. Gıcırdayan ahşap zemin evin boşluğunu bir kez daha yüzüme
13:25
vurdu. Oturdum. Defteri tekrar açtım. Kaldığım yerden o hüzünlü 1958
13:31
baharından devam etmeliydim. Mürekkebin dağıldığı o sayfada bir kadının sessiz itirafları beni bekliyordu. Sayfayı
13:38
çevirdim. Tarih 15 Mayıs 1958. Yazı bu kez daha titrek, daha kesik kesikti.
13:45
Sanki yazan kişi kalemi kağıda bastırırken ruhundaki ağırlığı satırlara döküyordu. O gün hava tıpkı içimdeki
13:52
fırtına gibi kararmıştı. Nermin her zamanki ısrarıyla tekneyle açılacağız."
13:58
diye tutturdu. Babasının yasaklarını dinlemezdi. Bense onun gölgesiydim. O
14:03
nereye giderse ben de oraya gitmek zorundaydım. Ben evin beslemesiydim. Anam babam kimdir bilmem. Zamanında
14:10
vermişler beni buraya. Bir daha da arayan soran olmamış. Kaderin cilvesi midir bilinmez ama ikiz kadar benzerdik
14:17
birbirimize. Sadece benim yüzüm daha yorgun ve yaşça büyük görünürdü Nermin'den. Ben evin beslemesi,
14:24
Nermin'in süt kardeşi, Nermin'in dert ortağı, adım her ne olursa olsun görevim
14:30
onu korumaktı. Ama o gün onu kaderinden koruyamadım, yapamadım. Elimden gelmedi.
14:37
Yazıyordu satırlarda. Gözlerim satırlarda hızla ilerliyordu. Zihnimde
14:43
siyah beyaz bir film şeridi dönmeye başladı. İki genç kadın canlandı hayalimde. Biri mağrur, zengin,
14:51
buyurgan, Nermin. Diğeri sessiz, itaatkar. İsmi henüz zikredilmemiş
14:57
besleme anneannem. Fırtına aniden patladı. Dalgalar küçük ahşap teknemizi
15:04
savunmasız bir yaprak gibi savuruyordu. Nermin korkudan titriyor bana
15:09
sarılıyordu. O an o güçlü, o erişilmez Nermin gitmiş yerine ürkek bir çocuk
15:17
gelmişti. Beni bırakma Süheyla diye sesleniyordu. Adım Süheyla idi.
15:23
Yıllardır duymadığım, kendime bile fısıldamaktan çekindiğim gerçek ismim.
15:29
Süheyla. Anneannemin gerçek adı Süheyla mıydı? Otoriter Nermin Hanım. Aslında
15:35
evin çalışanının kızı Süheyla mıydı? Şaşkınlıkla elimi ağzıma götürdüm. Bu
15:41
sadece bir isim değişikliği değil, bir hayatın devredilmesiydi. Okumaya devam ettim. Kalbim göğüs
15:48
kafesimi zorluyordu. Tekne devrildiğinde suyun soğukluğu tüm bedenimi sardı.
15:54
Karanlık, buz gibi bir örtü gibi üzerimize serildi. Yüzeye çıkmaya çalıştım. Nermini gördüm. Suyun üzerinde
16:02
kırmızı şalıyla dalgaların arasında kaybolup beliriyordu. Bana elini uzattı.
16:07
Parmaklarımız birbirine değdi. O an gözlerindeki o derin vedayı gördüm. Ama sonra büyük bir dalga geldi ve o el
16:15
parmaklarımın arasından usulca kayıp gitti. Nermin denizin sonsuzluğuna doğru
16:20
süzüldü. Bense bir tahta parçasına tutunup kıyıya vurdum. Derin bir nefes
16:26
aldım. Odanın içindeki hava ağırlaşmıştı. Anneannem gerçek Nermin'in sonsuzluğa
16:33
gidişine şahit olmuş. Belki de onu tutamamanın ağırlığıyla yaşamıştı. Ama
16:38
sonra ne olmuştu? Sayfayı çevirdim. Bu sayfa kurumuş damla lekeleri ile doluydu. Gözlerimi hastane odasında
16:45
açtım. Baş ucumda Nermin'in babası o kudretli Recai Bey duruyordu. Özkızı
16:51
gibi de severdi beni. Allah sizi birlikte yaratmış. Çok benziyorsunuz derdi hep. Gözleri yaşlıydı. Bana baktı
16:58
ve şükürler olsun Nermin. Şükürler olsun kızıma dedi. Donup kaldım. Konuşmak
17:04
istedim. Ben Nermin değilim. Ben Süheylayım. Kızınız gitti. Demek istedim
17:09
ama sesim çıkmadı. Boğazım düğümlendi. Üzerimde Nermin'in kabanı vardı. Boynumda onun kolyesi, deniz suyu ve
17:16
korku yüzümü tanınmaz hale getirmişti belki. Ama bir baba kızını nasıl tanımazdı o anladım. Recai Bey kızının
17:24
kaybını kabul edemeyecek kadar yıkılmıştı. O beni Nermin olarak görmek istedi. Kızının bu dünyadan gitmesini
17:31
kabullenemedi ve sustu. Belki de ilk susan Recaibeydi. Ben de sustum. O ilk suskunluğum hayatımın en büyük yükünün
17:39
temeli oldu. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu. Süheyla hayatta kalmak için
17:44
belki de gidecek başka bir yeri olmadığı için bu rolü kabul etmişti. Kendi yasını tutamadan giden arkadaşının hayatını
17:51
giyinmişti. Ne büyük bir yük, ne derin bir yalnızlıktı bu. Cenaze töreninde
17:56
kendi ismim yazılı mezar taşına baktım. Süheyla 20 yaşında denizde kayboldu.
18:02
Orada yatan boş bir tabuttu. Ama aslında toprağa verilen benim geçmişimdi. O gün
18:08
Süheyla ile vedalaştım ve Nermin'in yüzünü takındım. O günden sonra hiç ağlamadım. Çünkü Nermin ağlamazdı.
18:15
Nermin güçlüydü. Ben de o rolü o kadar benimsedim ki bazen Süheyla'nın var olup
18:20
olmadığını ben bile unuttum. Başımı kaldırıp duvardaki saate baktım. Zaman
18:26
akıp gitmişti ama ben geçmişin içinde hapsolmuştum. Bu defter sadece bir anı
18:31
değil, bir vicdanın aynasıydı. Anneannem yani Süheyla yıllarca bu evde başkasının
18:37
kıyafetleri, başkasının ismi ve başkasının eşiyle yaşamıştı. Kenan dedem
18:42
o ne kadarını biliyordu? Bir sonraki sayfada cevabı buldum. Kenan o farklıydı. Nermin ile nişanlıydılar ama
18:49
birbirlerini pek tanımazlardı. Evlendiğimiz ilk gece bana uzun uzun baktı. Sen değiştin Nermin dedi. Eskiden
18:56
gözlerinde mesafe vardı. Şimdi ise hüzün var. Bu halini daha çok sevdim. Kenan
19:01
belki de gerçeği hissetti ama o da bu yeni hali sevdi. Beni Süheyla olduğum için değil, dönüştüğüm Nermin için
19:08
sevdi. Ona gerçeği söylemeye her yeltendiğimde kaybedeceklerimden korktum. Yuvayı, güveni, bir yere ait
19:15
olma hissini, bir hiç olarak sokağa dönmekten çekindim. Defteri yavaşça kapattım. Daha fazlasını
19:23
okumaya gücüm kalmamıştı. İçimde garip bir boşluk hissi vardı. Ailem, soyadım,
19:28
mirasım, her şey bir başkasının hayatı üzerine inşa edilmişti. Ben Nermin
19:34
Hanım'ın torunu değildim. Ben arkadaşının kimliğinde kaybolan Süheyla'nın torunuydum. Ayağa kalktım.
19:42
Evin içinde amaçsızca dolaşmaya başladım. Salona girdim. Vitrinin
19:47
içindeki gümüşlere, kristal takımlara baktım. Hepsi ödünçtü sanki. Hepsi bir
19:52
başkasına aitti. Gözüm Şömine'nin üzerindeki büyük tabloya takıldı. Nermin
19:58
Hanım yani Süheyla ve dedem Kenan Bey'in düğün fotoğrafıydı bu. Anneannemin üzerindeki gelinlik o dönem gazetelere
20:05
konu olmuştu. Fotoğrafa yaklaştım. Gözlerindeki ifadeye odaklandım. Herkesin soylu duruş dediği o ifade
20:13
aslında sırrın ağırlığıyla donuklaşmış bir bakış mıydı? Aniden bir detay dikkatimi çekti. Fotoğrafta anneannemin
20:21
boynunda çok belirgin bir kolye vardı. Yakut taşlı, etrafı pırlantalarla
20:26
çevrili antika bir madalyon. Defterde bahsettiği kolye bu muydu? Boynumda onun
20:32
kolesi vardı." yazmıştı. Eğer o kolyeyi bulabilirsem belki de içinde bir ipucu
20:39
bulabilirdim. Anneannem mücevherlerini yatak odasındaki gizli kasada saklardı. Kasa
20:45
şifresini biliyordum. Benim doğum tarihimdi. Bu bile onun bana olan düşkünlüğünün, belki de geçmişi telafi
20:52
etme isteğinin bir işaretiydi. Hızla merdivenleri çıktım. Bu sefer ayaklarımın gıcırtısı umurumda değildi.
20:59
Yatak odasına girdim. Ağır kadife perdeler kapalıydı. Odayı loş bir karanlık kaplamıştı. Gardırobun
21:05
arkasındaki paneli kaydırdım. Çelik kasa karşımdaydı. Titreyen parmaklarımla şifreyi girdim. 0 5 08. Klik sesiyle
21:14
kasa açıldı. İçerisi kadife kutularla doluydu. Hepsini tek tek çıkardım. Sonunda en arkada diğerlerinden daha
21:21
eski ahşap bir kutu buldum. Kapağını açtım. İçinde o kolye duruyordu.
21:27
Fotoğraftaki yakut madalyon ışıkta kan kırmızısı gibi parlıyordu. Onu elime aldım. Ağır ve soğuktu. Madalyonun
21:35
arkasında küçük bir tırnak yeri vardı. Zorlayarak kapağını açtım. içinde iki küçük fotoğraf olması gerekirdi.
21:42
Genellikle eşlerin fotoğrafı konurdu ama bunun içi boştu. Hayır, boş değildi.
21:47
Dikkatlice baktım. Madalyonun iç kısmına metale kazınmış bir yazı vardı. Çok
21:52
silik, büyüteçle bile zor okunacak kadar ince bir yazı. Gözlerimi kıstım. Telefonumun ışığını üzerine tuttum.
21:59
Yazıyı okuduğumda gerçeğin soğukluğu yüzüme çarptı. Süheyla'ya, ebedi
22:04
dostuma, Nermin 1957. Bu madalyon Nermin'e ait değildi. Bu
22:10
madalyon Nermin'in Süheyla'ya hediyesiydi. Anneannem o gün teknede Nermin'in kolyesini takmıyordu. O kolye
22:17
zaten ona aitti. Ama herkes o kolyeyi Nermin'in boynunda görmeye alıştığı için Süheyla'yı o sanmışlardı. Madalyonu
22:24
avucumun içinde sıktım. Metal tenimi acıttı. Tam o sırada alt kattan giriş kapısından güçlü bir vurulma sesi geldi.
22:32
Güm güm güm irkildim. Kim olabilirdi? Evi düzenlemeye gelen nakliyeciler yarın gelecekti. Avukatın anahtarı vardı.
22:39
Leyla Hanım diye bağırdı tok. Yabancı bir erkek sesi. İçeride olduğunuzu biliyorum. Konuşmamız lazım. Sesi
22:46
tanımıyordum ama ses tonundaki ısrarcı ve tekinsiz tınıyı çok net ayırt edebiliyordum. Defteri ve kolyeyi hızla
22:53
çantama attım. Kasanın kapağını kapattım. Kalbim boğazımda atıyordu.
22:58
Geçmişin gölgeleri sadece anılardan ibaret değildi. Birileri bu sırrın peşindeydi ve anlaşılan o ki Süheyla'nın
23:06
sakladığı gerçekler günüzüne çıkmaya hazırlanıyordu. Merdivenlerin başına
23:11
gelip aşağıya kapının buzlu camının ardındaki karartıya baktım. O gölge
23:17
geçmişten gelen bir hesaplaşma mıydı yoksa bugünün bir tehlikesi mi? Bunu öğrenmek üzereydim.
23:23
Kapıdaki gümleme sesi evdeki sessizliği paramparça ederken elimdeki yakut
23:28
madalyon avucumu yakıyordu. Sanki Süheyla'nın yıllarca sakladığı o kor
23:34
şimdi benim tenime geçmişti. Derin bir nefes alıp madalyonu ve defteri çantama en dibe tıkıştırdım. Fermuarı çekerken
23:41
ellerimin titremesini durdurmaya çalıştım. Korkmak için zaman yoktu. Ben bu evin, bu mirasın ve artık bu sırrın
23:48
muhafızıydım. Aşağıya inerken adımlarımı sertleştirdim. Holdeki aynada kendimi
23:54
gördüm. Solgun, gözleri endişeyle açılmış ama kararlı bir kadın. Kapının
23:59
kilidini çevirdiğimde metalin soğuk sesi yankılandı. Kapıyı araladım. Güvenlik
24:05
zincirini çıkarmadan sadece bir karış mesafe bıraktım. Karşımda 50 yaşlarında
24:12
kirli sakallı, üzerinde pahalı ama hırpani duran bir kaban olan bir adam
24:17
duruyordu. Yağmur şapkasının kenarından damlıyordu. Gözleri evin içine sanki
24:23
tanıdık bir manzarayı arar gibi aç gözlülükle bakıyordu. Nihayet dedi adam.
24:29
Sesi zımpara kağıdı gibi pürüzlüydü. Açmayacaksınız sandım Leyla Hanım.
24:35
Kimsiniz?" diye sordum kapıyı bedenimle destekleyerek. Ve adımı nereden biliyorsunuz? Adım acı bir gülümsemeyle
24:42
dudaklarını büktü. Benim kim olduğum önemli değil. Önemli olan ailenizin bana ne borçlu olduğu. Anneannem vefat etti.
24:50
Dedim sertçe. Kimseye borcu kalmadı. Adam bir adım ileri attı. Kapı aralığına
24:55
bakışlarını dikerek beni huzursuz etti. Nermin Hanım'ın borçları parayla ödenmez Leyla Hanım. O defteri arıyorum. Siyah
25:01
deri kaplı defteri. Kan beynime sıçradı. Bu adam defteri biliyordu. Demek ki bu sır sandığım kadar gömülü değildi. Ne
25:09
defterinden bahsettiğinizi bilmiyorum." dedim yalan söyleyerek. Sesimdeki titremeyi gizlemeye çalıştım. Ev
25:15
boşaltılıyor. Burada değerli hiçbir şey kalmadı. Adam gözlerini kıstı. Bakışları
25:21
çantamın asılı olduğu omzuma kaydı. "O defterde benim de hikayem var." dedi fısıldayarak. Ve o hikaye henüz bitmedi.
25:28
Ona selam söyleyin. Süheyla'ya. İsmi duymak mideme sert bir darbe almışım gibi hissettirdi. Süheyla, bu adam
25:35
gerçeği biliyordu. Gidin buradan dedim ve tüm gücümle kapıyı ittim. Adamın
25:41
hazırlıksız yakalanmasından faydalanıp kapıyı yüzüne kapattım ve kilitledim. Sürgüyü de çektim. Kalbim göğüs kafesimi
25:48
delip geçecek gibi atıyordu. Süheyla'ya selam söyle. Adamın boğuk kahkahası
25:53
dışarıdan duyuldu. Sonra adım sesleri uzaklaştı. Sırtımı kapıya yaslayıp yere
25:59
çöktüm. Bu sadece bir aile sırrı değil, bir geçmişin gölgesi, bir suç ortaklığıydı. O adam kimdi? Geçmişten
26:06
gelen bir hayalet mi? Çantamdaki defteri tekrar çıkardım. Cevaplar dışarıda değil, bu sayfaların arasındaydı.
26:13
Adamın, "Benim de hikayem var." demesi ne anlama geliyordu? Salona geçip koltuğa kıvrıldım. Şömine'deki ateş
26:20
sönmüştü ama defterin sayfalarındaki yangın devam ediyordu. 1960 yılına o
26:26
karmaşık dönemlere belirsizliğin hakim olduğu günlere gittim. Sayfalar Süheyla'nın Nermin olarak geçirdiği ilk
26:33
yılları anlatıyordu. Zorlu bir sınavdı yazıyordu. 1960 tarihli bir sayfada.
26:39
Sadece Nermin gibi yürümeyi, onun gibi çatal tutmayı öğrenmek yetmedi. Onun
26:44
ruhunu da taklit etmeliydim. Ama ben Nerminden farklıydım. O insanlara tepeden bakardı. Ben ise insanların
26:51
dertlerini bilirdim. Yardımcı odalarında büyüyen bir kız ipek çarşaflarda yatsa
26:57
soğuğu unutmaz. Süheyla Nermin'in yerine geçtikten sonra kasabada bir değişim
27:03
başlatmıştı. Yardım dernekleri kurmuş, ihtiyacı olan çocukları okutmuş,
27:08
kasabanın en sevilen hanımefendisi olmuştu. Herkes Nermin Hanım evlendikten
27:13
sonra melek oldu." diyordu. Oysa melek olan Nermin değil maskenin altındaki
27:18
vicdanlı Süheyla. Ancak bir sonraki sayfa bu iyilik meleği tablosuna gölge
27:23
düşürdü. Bugün Kenan öğrendi. Bu üç kelime sayfanın ortasında tek başına
27:28
duruyordu. Etrafındaki boşluk o anın ağırlığını yansıtıyordu. Alt paragrafa
27:33
geçtim. Hamileydim. Bebeğin varlığını hissettiriyordu. Kenan bir akşam yemeğinde bardağını masaya bırakırken
27:40
gözlerimin içine baktı. Süheyla dedi adımı o kadar doğal, o kadar sakin söyledi ki önce yanlış duyduğumu sandım.
27:47
Elimdeki çatal tabağa çarptı. Ne dedin? diye kekeledim. Kenan gülümsedi. O
27:53
gülümseme bir tehdit değil bir kabullenişti. Evlendiğimiz ilk günden beri biliyorum." dedi. Nermin sudan
27:59
korkardı. Sense denizi seviyorsun. Nermin piyano çalarken notaları ezerdi.
28:05
Sense okşuyorsun. Ve en önemlisi Nermin beni asla sevmedi. Ama sen seviyorsun.
28:12
Gözlerim doldu dedem. O sessiz, o vakur adam yıllarca bu sırrı tek başına
28:17
taşımış, karısını ele vermemişti. Bu nasıl bir bağdı ya da nasıl bir suç ortaklığı? O gece sabaha kadar konuştuk.
28:24
Kenan saçlarımı okşadı. Biz artık ortağı Süheyla dedi. Bu bebeğin, bu evin ve bu
28:30
hayatın hatırına Nermin olarak kalacaksın. Ama benim için hep Süheyla olacaksın. O anladım ki beni koruyan
28:38
benim oyunculuğum değil. Kenan'ın sessiz sevgisiymiş. Ama her sırrın bir bedeli
28:43
vardı. Ve Süheyla bu bedeli huzuruyla ödemişti. Sayfaları çevirdikçe
28:49
mutluluğun arasına sızan dikenleri gördüm. 1965 yılına gelindiğinde ton
28:55
değişmişti. Biri biliyor yazmıştı titrek bir el yazısıyla. Bahçedeki manolya
29:01
ağacının altına bırakılan mektuplar isimsiz imzasız. Sadece tek bir cümle.
29:07
Sular çekilince gerçekler kıyıya vurur. Sus payı istiyor. Kim olduğunu
29:12
bilmiyorum ama çok yakınımızda evin içinde nefesimizi dinleyen biri. Kapıdaki adam o olabilir miydi? Ya da o
29:20
mektupları yazanın oğlu Kenan mektupları hallettiğini söyledi. "Endişelenme."
29:25
dedi ama gözlerindeki endişeyi gördüm. Bir gece çalışma odasında biriyle tartıştığını duydum. Sesler yükseldi.
29:33
Sonra tok bir ses, bir patlama. Nefesimi tuttum. Odaya koştuğumda Kenan'ı elinde
29:39
dumanı tüten demirle buldum. Pencere açıktı. Gitti. Dedi dedi. Hırsız sandım
29:45
ama yerde koyu lekeler vardı. Kenan birini vurmuştu. O gece o halıyı birlikte yok ettik. Kenan bana sarıldı
29:52
ve "Kimse sana zarar veremez." dedi. Ama o günden sonra Kenan değişti. O neşeli
29:57
adam gitti. Yerine gölgelerle konuşan uykusuz bir adam geldi. Bu ev sadece bir
30:03
kimlik değişimine değil, belki de örtbas edilen bir kazaya veya bir mücadeleye
30:08
tanıklık etmişti. Anneannem ve dedem aşklarını ve ailelerini korumak için neleri feda etmişlerdi? Defterde bir
30:16
kroky çizilmişti. Basit bir çizim, evin kütüphanesi ve bir kitap ismi. Suç ve
30:22
Ceza. Dostoyevski. Bilinçsizce ayağa kalktım. Kütüphane hemen yan odadaydı.
30:28
Odaya girdiğimde tozlu raflar beni karşıladı. Binlerce kitap. Dedem okumayı
30:33
severdi. Suç ve cezayı bulmak zor olmadı. Cildin sırtı yıpranmıştı. Kitabı
30:39
raftan çektim. Hafif değildi. Kapağını açtım. Sayfaları oyulmuştu. İçinde
30:44
katlanmış sarı bir zarf vardı. Zarfı çıkardım. üzerinde tarih yoktu. Sadece
30:49
Gerçek Nermin'in mirası yazıyordu. Bu el yazısı Süheyla'ya aitti. Zarfı açtım.
30:55
İçinden bir tapu senedi ve bir fotoğraf çıktı. Fotoğraf siyah beyazdı. Bir sahil
31:00
kenarı. İki genç kadın. Biri Nermin, diğeri Süheyla ve yanlarında genç bir
31:05
adam. Adamın yüzü tanıdıktı. Kapıdaki o hırpani adamın gençliği. Hayır o
31:11
olamazdı. Yaşları tutmazdı. Bu kapıdaki adamın babası olmalıydı. Adamın kolu
31:17
Süheyla'nın omzundaydı. Samimi bir poz. Fotoğrafın arkasını çevirdim. Yusuf,
31:23
Süheyla ve Nermin. 1957 yazı Şahitler Yusuf. Kapıdaki adamın babası Yusuf
31:30
muydu? Ve Süheyla nasıl bir ilişkisi vardı? Tapu senedine baktım. Bu
31:36
kasabanın dışındaki bir arazinin tapusuydu ve tapu Yusuf Demir adına
31:41
devredilmişti. Tarih o tartışmanın yaşandığı geceden bir hafta sonrası.
31:48
Dedem ve anneannem bu Yusuf denen adamı susturmak, belki de uzaklaştırmak için
31:53
ona toprak vermişlerdi. Ama anlaşılan o ki toprak yetmemişti. Şimdi oğlu gelmiş
31:59
daha fazlasını istiyordu. Tam o sırada telefonum çaldı. Ekrandaki isim annemdi.
32:04
Annem bu yalanın içine doğan, hiçbir şeyden haberi olmayan, kendini soylu Nermin'in kızı sanan kadın. Telefonu
32:12
açtım. Leyla dedi annem. Sesi neşeliydi. Eşyaları topladın mı? Yarın nakliyeciler
32:19
erkenden gelecek. Boğazım düğümlendi. Ona ne diyecektim? Anne sen aslında
32:26
başka birinin torunusun. Annen ve baban büyük bir sırrı mezara taşıdı mı
32:31
diyecektim. Anne dedim sesim çatlayarak. Burada bazı şeyler buldum. Eski şeyler.
32:37
At gitsin hepsini tatlım. Eski eşyalar işte. Geçmişe takılıp kalma. Geçmiş
32:42
sandığımız kadar geçmişte kalmamış anne." dedim. Telefonun diğer ucunda bir sessizlik oldu. Sonra annemin sesi
32:49
değişti. Daha ciddi, daha temkinli. "Ne buldun Leyla?" "Bir defter, bir de
32:54
fotoğraf." dedim. Annem derin bir nefes aldı. O nefesin içinde yılların sakladığı bir gerginlik vardı. "O
33:01
defteri kimseye gösterme" dedi annem. Sesi buz gibiydi. Ve sakın kapıyı kimseye açma. Hemen geliyorum. Telefon
33:09
kapandı. Elimde telefonla kalak aldım. Annem o da mı biliyordu? Yıllardır oynanan bu tiyatroda seyirci sandığım
33:16
annem de mi bir oyuncuydu? Dışarıda fırtına şiddetini arttırmıştı. Rüzgar
33:22
camları sarsıyordu. Ama asıl fırtına evin içindeydi ve ben bu fırtınanın tam
33:28
gözündeydim. Çantamı aldım. Bu evde daha fazla kalamazdım. Ama gitmek de çözüm
33:34
değildi. Yusuf'un oğlu dışarıdaydı. Annem yoldaydı ve defterin son sayfaları
33:39
henüz okunmamış karanlık sırlar barındırıyordu. Kütüphanenin penceresinden bahçeye baktım. Şimşek
33:46
çaktığında bahçe kapısının önünde duran bir araba gördüm. Farları kapalıydı.
33:52
İçinde birinin beklediği belli oluyordu. Kapıdaki adam gitmemişti. Bekliyordu. Köşeye sıkışmıştım. Kütüphanenin
34:00
loşluğunda dışarıdaki yağmurun ritmiyle yarışan kalbimin atışlarını duyuyordum. Pencerenin önünden çekildim. O adam o
34:07
belirsiz gölge bahçe kapısının önünde beklemeye devam ediyordu. Ama şimdi daha büyük bir yüzleşme yaklaşıyordu. Annem
34:14
Zerrin Hanım her zaman kusursuz, her zaman kontrollü, duygularını pahalı kıyafetlerin ve estetik gülüşlerin
34:21
ardına saklayan kadın, onun gelişi çözüm mü yoksa daha büyük bir karmaşa mı olacaktı? Kestiremiyordum. Elimdeki
34:28
defter avuçlarımda ateş gibi yanıyordu. Annem gelmeden önce bir şeyler daha öğrenmeliydim. Yusuf kimdi? Süheyla yani
34:36
anneannem neden onun adını şahit olarak not düşmüştü? Cebimdeki telefonun ışığını açıp defterin sayfalarını
34:43
rastgele çevirdim. 1957 yazına o hüzünlü tekne olayından önceki günlere gitmem
34:49
gerekiyordu. Sayfalar arasında kurumuş bir gül yaprağı süzülerek yere düştü ve o yaprağın saklandığı sayfada Yusuf onun
34:56
ismi ilk kez karşıma çıktı. Yusuf benim sessiz gururlu sevgilim yazıyordu.
35:01
Nefesim boğazımda düğümlendi. Yusuf bir tehdit unsuru olmadan önce Süheyla'nın kalbiydi. Nerminle ben dünyanın iki ayrı
35:09
ucuysak Yusuf da bizi birbirine bağlayan o ince halattı. O Nermin'in babasının
35:14
bahçıvanıydı. Ben evin anası babası olmayan beslemesi. O bahçıvan oldu. Biz
35:20
birbirimize aittik. Evlenecektik. Küçük bir yuvamız olacaktı. Ama Nermin o her şeye sahip olmak isterdi. Yusuf'a da
35:27
sahip olmak isterdi. Keşke Nerminle birbirimize bu kadar benzemeseydik.
35:32
Gözlerim satırlarda hızla kaydı. Nermin Yusuf'la sadece zaman geçirmek, babasına
35:38
baş kaldırmak için ilgilendi. Yusuf direndi ama Nermin'in ısrarı karşısında zayıf düştü. Onları ahırda gördüğüm o
35:45
anı hafızamdan silemiyorum. Yusuf'un gözlerindeki pişmanlığı, Nermin'in yüzündeki o erkeğini elinden aldım.
35:53
gülümsemesini. O gün Yusuf'a olan inancımı kaybettim. Ama kaderin oyununa
35:58
bak ki şimdi Nermin'in yerine geçtiğimde Yusuf'un o bakışlarıyla tekrar yüzleşmek
36:04
zorunda kaldım." yazıyordu satırlarda. Dışarıda bir korna sesi duyuldu.
36:10
İrkilerek başımı kaldırdım. İki güçlü far bahçe kapısını aydınlattı. Annemin
36:16
arabası kapıdaki bekleyen adamın yanından yavaşlamadan geçti. Adam arabanın geçmesine izin verdi ama
36:23
bakışlarını araçtan ayırmadı. Araba evin önünde durdu. Kapının açılma sesini,
36:29
topuklu ayakkabıların ıslak mermerde çıkardığı o sert yankıyı duydum. Anahtar
36:34
kilide girdi. Defteri hızla kazağımın altına belime sıkıştırdım. Kütüphaneden
36:40
çıkıp hole yöneldim. Kapı açıldı. Rüzgar ve yağmur içeri doldu. Zerrin Hanım
36:46
omuzlarına attığı paltoyu silkelerken yüzündeki ifade donuktu. Beni gördü.
36:52
Gözleri bir annenin şefkatinden çok bir denetçinin şüpheciliğiyle üzerimde gezindi. Nerede o? dedi. Sesi
36:59
mesafeliydi. Defter nerede Leyla? Hoş geldin anne. Dedim soğuk bir tonla.
37:05
Nasılsın diye sormayacak mısın? Annem paltoyu portmantoya asarken bana doğru yürüdü. Yüzü yılların getirdiği o
37:12
korunmuş güzelliği taşıyordu. Ama gözlerinin altındaki çizgiler derinleşmişti. Zamanımız yok Leyla. O
37:18
defteri okudun mu? Okudum dedim. Gözlerimi ondan kaçırmadım. Süheyla'nın hikayesini okudum. Senin annen sandığın
37:25
kadının aslında kim olduğunu, babanın neyi sakladığını okudum. Annem duraksadı. Bir an sadece bir saniye
37:32
yüzündeki o güçlü maske sarsıldı. Gözlerinde derin bir hüzün, çocuksu bir
37:37
endişe belirdi ama hemen toparlandı. "Onlar benim anne ve babamdı." dedi
37:43
sertçe. "İsimlerinin ne olduğu önemli değil. Beni büyüttüler ve bu hayatı
37:48
verdiler." "Yalan bir hayat." dedim sesimi yükselterek. "Sesim boş evde yankılandı. Her şey ödünç alınmış anne.
37:56
Bu ev soyadımız, varlığımız. Hatta senin geçmişin bile bir sırrın üzerine kurulu.
38:03
Sen Süheyla'nın kızısın, Nermin'in değil. Annem bana doğru bir adım attı.
38:08
Elini kaldırdı ama vurmadı. Havada kalan eli titredi. Bu hareketin arkasındaki
38:14
çaresizlik bir tokat kadar can yakıcıydı. "Sus!" dedi fısıldayarak.
38:19
"Yerin kulağı var o adam. Dışarıdaki adamı gördün mü?" "Gördüm ben dedim. Yusuf'un oğlu değil mi?" Annem
38:26
şaşkınlıkla bana baktı. O kadarını da mı okudun? Kenan dedemin hayatından çıkardığı o adam. Yusuf, senin biyolojik
38:34
baban olabilir mi anne? Annem geriledi. Rengi soldu. Sırtını duvara yasladı.
38:41
Bunu dillendirmeyen dedi. Sesi titriyordu. Babam Kenan'dı. Yusuf
38:46
sadece. Sadece geçmişten gelen bir gölge. Annemi rahatsız eden, geçmişi kullanan biri. Defter öyle demiyor
38:53
dedim. Kazamın altından defteri çıkardım. Defter Yusuf'un Süheyla'nın ilk aşkı olduğunu söylüyor ve dedem
39:00
Kenan'ın onu susturmak zorunda kaldığını. Annem deftere uzandı ama geri çekildim. Bana ver onu Leyla. O defter
39:07
hepimizi zor durumda bırakır. Eğer o adam dışarıdaki o kişi o defteri ele geçirirse sadece huzurumuzu değil her
39:14
şeyimizi kaybederiz. Dedeni hatırasında rahat bırak. Dedi. Gerçekler bilinmeli
39:20
anne dedim. Gerçek mi? Annem acı bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. Gerçek
39:25
kimsenin kaldırabileceği bir yük değil Leyla. İnsanlar hikayeleri sever. Biz onlara Soylu Nermin Hanım hikayesini
39:32
verdik. Onlar da bizi kabul etti. Şimdi çıkıp gerçeği söylersen bizi dışlar. O
39:37
dışarıdaki adam Yusuf onun oğlu Vedat yıllardır bizi sıkıştırıyor. Sus payı
39:43
alıyor ama artık yetmiyor. Defteri istiyor. Çünkü o defterde Kenan'ın Yusuf'la yaşadığı o gecenin değil başka
39:50
bir şeyin izi var. Neyin izi? diye sordum. Kalbim duracak gibiydi. Annem
39:56
sustu. Gözlerini kaçırdı. Bunu bilmemen daha iyi. Tam o sırada salonun büyük
40:02
camı gürültülü bir şekilde çatladı ve içeriye doğru kırıldı. Cam parçaları
40:07
halının üzerine dağıldı. Soğuk hava ve yağmur içeri doldu. İrkilerek geriledim.
40:13
Annem beni kolumdan tutup kendine çekti. "Dikkat et." dedi. Kırılan camdan
40:19
içeriye önce bir el sonra bir beden süzüldü. Dışarıdaki adam Vedat. Elinde
40:25
ağır bir cisim vardı ama saldırmak için değil camı kırmak için kullanmıştı.
40:32
Gözleri kararlıydı. Bu oyun bitti." dedi Vedat. Sesi rüzgarın uğultusunu
40:37
bastırıyordu. "O defteri bana ver Zerrin. Babamın hakkını alacağım." Annem
40:44
beni arkasına aldı. O sosyetik, kırılgan kadın gitmiş, yerine ailesini savunan
40:50
bir duvar gelmişti. "Evimden çık." dedi annem. Sesi titrese de dik duruyordu.
40:57
Vedat güldü. "Bu ev sizin değil. Hiçbir zaman olmadı. O defterde yazıyor değil
41:02
mi? Nermin'in nasıl gittiğini. Leyla olarak donup kaldım. Nermin boğulmamış
41:07
mıydı? Vedat bize doğru bir adım attı. Ayakkabıları cam kırıklarını eziyordu.
41:13
Süheyla Hanım yani senin o masum annen Nermin'in tekneye binmesini engellemedi.
41:18
Hatta sus diye bağırdı annem. Hatta teknenin altındaki tapayı o gevşetti.
41:23
Dedi Vedat. Babam Yusuf bunu biliyordu. O yüzden susturdular babamı. O yüzden yıllardır susuyoruz. Bu bir kaza değil
41:31
bir plandı. Dünya başıma yıkıldı. Anneannem o fedakar Süheyla bir son mu
41:36
hazırlamıştı? Arkadaşını, hayatını devraldığı kadını bilerek mi o sulara göndermişti? Defter elimde ağırlaştı. Bu
41:44
sadece bir kimlik değişimi değildi. Bu planlanmış bir vazgeçişe zemin hazırlamaktı. Vedat elini uzattı.
41:52
Defteri ver yoksa bu gece herkes gerçeği öğrenir. Annem masanın üzerindeki ağır
41:57
vazoyu kavradı. Bense defteri göğsüme bastırıp geriledim. Kütüphaneye o
42:03
labirentin içine sığınmaktan başka çarem yoktu. Git Leyla." dedi annem. Ve Vazo'yu Vedat'ın önüne doğru fırlatarak
42:10
ona engel olmaya çalıştı. Vazo yere çarpıp parçalandı. Vedat duraksadı.
42:15
Annem onun üzerine yürüyerek zaman kazanmaya çalışıyordu. Ben kütüphaneye koşarken arkamda annemin sesini ve
42:21
eşyaların devrilme gürültüsünü duydum. Kütüphanenin kapısını kapattım ve kilitledim. Ama bu eski kapı kararlı
42:28
birini uzun süre tutamazdı. Odayı aydınlatan Şimşek kitap raflarının arasındaki gölgeleri uzattı. Nereye
42:35
saklanacaktım? Gözüm şömine yanındaki eski büyük saatin arkasına takıldı.
42:41
Çocukken oraya saklanırdım. Oraya sığabilir miydim? Kapı zorlandı. Kulp aşağı yukarı indi. "Aç kapıyı Leyla.
42:48
Gerçeklerden kaçamazsın." diyordu. O an kütüphanenin zeminindeki halının altında bir boşluk hissettim. Çocukluğumdan
42:55
hayal meyal hatırladığım bir detay. Dedemin gizli bölmesi. Belki de değerli evrakları saklamak, belki de saklanmak
43:01
için yapılmış bir yer. Halının ucunu kaldırdım. Ahşap zeminde bir kapak vardı. Kulpu çektim. Karanlık örümcek
43:08
ağı kaplı bir merdiven aşağıya evin temellerine iniyordu. Kapı açılmak üzereydi. Ahşap çerçeve çatırdıyordu.
43:15
Tereddüt etmeden defterle birlikte o karanlık boşluğa kendimi bıraktım. Kapağı üzerime yavaşça kapattığım an
43:22
yukarıdaki kapı gürültüyle açıldı. Şimdi yerin altındaydım. Süheyla'nın gömdüğü
43:27
sırlar gibi ben de toprağın altındaydım. Ama burada yalnız olmadığımı, karanlığın
43:33
içinde başka bir nefes sesini, hırıltılı ve yorgun bir soluğu duyduğumda anladım.
43:38
Karanlık, yoğun ve ağır bir örtü gibi etrafımı sarmıştı. Yukarıdan çok
43:44
uzaklardan gelen boğuk gürültüler Vedat'ın odayı aradığını haber veriyordu. Ama benim asıl korkum sırtımı
43:50
yasladığım soğuk taş duvarın hemen ötesinden gelen o hırıltılı nefes sesiydi. Telefonumun ekranını göğsüme
43:57
bastırarak ışığını kıstım. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki bu sesi karanlıktaki varlığın da duyduğuna
44:03
emindim. Nefes sesi düzenliydi ama yaşlı bir ciğerin yorgunluğunu taşıyordu. Bu tünel dedemin sığınağı sandığım bu
44:10
dehliz aslında başkasının evi miydi? Cesaretimi topladım. Titreyen elimi kaldırdım ve telefonun fenerini sesin
44:16
geldiği yöne çevirdim. Işık hüzmesi tozlu havaya yararak ilerledi. Önce eski battaniyeler, sonra boş kutular ve en
44:24
sonunda köşeye sinmiş zamanın unuttuğu bir insan figürü belirdi. Çığlığımı
44:29
içime attım. Karşımda saçları ve sakalları birbirine karışmış, yüzü derin çizgilerle dolu, gözleri zamanın
44:36
perdesiyle grileşmiş yaşlı bir adam oturuyordu. Üzerinde yılların izini taşıyan eski bir palto vardı. Gözlerini
44:43
ışıktan korumak için elini siper etti. "Söndür şunu" dedi adam. Sesi paslı bir
44:48
kapı menteşesi gibi gıcırtılıydı. Gözlerimi yoruyorsun. Sen kimsin diye
44:54
sordum sesim titreyerek. Burada ne işin var? Adam öksürdü. Hüzünlü bir gülümseme yayıldı yüzüne. Ben bu evin gölgesiyim
45:01
küçük hanım. Sen dünyada yokken de buradaydım. Gittikten sonra da burada olacağım. Işığı biraz indirdim ama
45:08
yüzünden ayırmadım. Yüz hatlarında tanıdık bir şeyler vardı. Kütüphanede bulduğum o fotoğraftaki genç adam Yusuf.
45:15
Ama dedem onu hayatından çıkarmamış mıydı? Yusuf dedim fısıldayarak. Sen
45:21
Yusuf musun? Adam başını yorgun bir şekilde eğdi. Unutulanlar konuşmaz sanırdım ama Süheyla'nın kanını
45:27
taşıyorsan sen hayaletlerle konuşmaya alışıksındır. Dedem Kenan Bey seni vurdu
45:33
sanıyorduk. Herkes seni gitti biliyor. Yusuf hırıltılı bir nefes aldı. Kenan tetiği çekti. Evet. Ama beni yok etmek
45:39
için değil sadece durdurmak için. O gece bir anlaşma yaptık. Ben gitmiş gibi yapacaktım. O da oğluma, Vedat'a uzaktan
45:47
göz kulak olacak, coşkak olacaktı. Ama görüyorum ki Vedat babasının kaderine razı olmamış. Yukarıdaki gürültüyü o
45:54
koparıyor, değil mi? Evet. Dedim. seni ve hakkını aradığını söylüyor. Anneme
46:00
zarar verebilir. Yusuf'un yüzü kederle gölgelendi. Vedat hakkını aramıyor.
46:05
Vedat Süheyla'nın vicdan yükünü fırsata çevirmek istiyor. O defter elindeki o
46:10
defterde yazanları biliyor. Defteri sıkıca tuttum. Hangi yükü Yusuf amca?
46:16
Teknedeki olayı mı? Anneannem gerçekten Nermin'e bunu yaptı mı? Yusuf içini
46:21
çekti. Elini cebine attı ve buruşuk bir tespih çıkardı. taneleri parmakları
46:27
arasında çevirdi. "Oku." dedi. "O günü anlattığı sayfayı oku." Süheyla bana her
46:32
şeyi anlattı. Gitmeden önce bu tünele, havalandırma boşluğuna gelir, benimle konuşurdu. O deftere yazdıkları ruhunun
46:40
ağırlığıydı. Sırtımı duvara yasladım. Yukarıdan gelen sesler kesilmişti. Bu
46:46
sessizlik daha ürkütücüydü. Telefonun ışığında defterin sonlarına doğru o
46:51
talihsiz tekne olayının detaylı anlatıldığı sayfayı buldum. Tarih 15 Mayıs 1958.
46:59
O anı gökyüzünün bile yüzünü çevirdiği o anı yazmaya elim varmıyor ama yazmalıyım. Nerminle denize açılmadan
47:06
önce teknenin altındaki su tapasını gevşettim. Evet, yaptım bunu. Onun
47:11
gitmesini istedim. Çünkü o benim sevdiğim adamı. Yusuf'umu elimden almış,
47:17
onunla oynamış ve bir kenara atmıştı. Nermin'in varlığı benim mutsuzluğumdu.
47:22
O gün o tekne batacak ve ben yüzerek kıyıya varacaktım. Planım buydu.
47:28
Gözlerimden yaşlar süzüldü. Anneannem, o merhametli kadın karanlık bir plan
47:34
yapmıştı. Ama su yükselmeye başladığında, Nermin'in çaresizliğini
47:39
gördüğümde içimdeki öfke bir anda söndü. O an karşımda rakibimi değil,
47:46
çocukluğumu, dostumu gördüm. Pişman oldum. Nermin diye bağırdım. Su doluyor.
47:53
Atla. Ona yardım etmeye çalıştım ama Nermin. Sayfayı çevirdim. Nermin bana
47:59
baktı. O an teknenin battığını, suyun soğukluğunu hissetmiyordu sanki.
48:05
Gözlerinde garip, kabullenmiş bir ifade vardı. Bırak batsın Süheyla. Dedi. Bu
48:12
hayattan babamdan, sahte nişanlım Kenan'dan her şeyden yoruldum. Sen
48:18
güçlüsün. Sen yaşa, benim yerime de yaşa. Ve sonra ben ona elimi uzatırken o
48:23
kendini geriye bıraktı. Benim gevşettiğim tapa tekneyi batırdı belki ama Nermini götüren su değildi. Onun
48:31
vazgeçişiydi. Başımı kaldırdım. Yusuf bana bakıyordu. Nermin vazgeçti dedim fısıldayarak.
48:38
Süheyla kazayı hazırladı ama Nermin gitmeyi seçti. İkisi de yük taşıyor dedi
48:44
Yusuf. Biri sebep olduğu için diğeri kalmayı reddettiği için Süheyla o sudan
48:50
çıktığında artık eski Süheyla değildi. Nermin'in son arzusunu yerine getirdi.
48:55
Onun hayatını yaşadı. Ama bu hayat ona ağır geldi. Peki sen dedim. Sen neden
49:01
buradasın? Neden gitmedin? Çünkü Süheyla buradaydı. Dedi Yusuf sesi titreyerek. O
49:08
yukarıda hanımefendiyi oynarken ben burada bu tünellerde eski kayıkhanenin gölgesinde yaşadım. Ara sıra bahçede
49:15
uzaktan birbirimizi görürdük. Bana erzak bırakırdı. Konuşmazdık. Sadece bakışırdık. O benim cezam. Ben onun
49:22
yaşayan vicdanıydım. Yukarıdaki kapak büyük bir gürültüyle açıldı. Işık içeri
49:27
doldu. Oradasın biliyorum Leyla. Diye bağırdı Vedat'ın sesi. Saklanacak yerin kalmadı. Yusuf ayağa kalktı. Şaşırtıcı
49:35
derecede dirençli görünüyordu. Beni kolumdan tuttu. Buradan çıkış var. Dedi. Deniz tarafına eski kayıkhaneye gider.
49:42
Koş ya sen. Ben oğlumu karşılayacağım." dedi Yusuf. Bir babanın yapması
49:47
gerekeni, yıllar önce yapmam gerekeni yapacağım. "Hayır sana zarar verir."
49:52
dedim. "O zaten kaybedilmiş bir adamın oğlu." dedi Yusuf ve beni tünelin derinliklerine itti. "Git o defteri
49:59
koru. O defter Süheyla'nın tek mirası." dedi. Arkamı dönüp koşmaya başladım.
50:05
Tünel daralıyor, zemin ıslanıyordu. Arkamdan Vedat'ın ayak seslerini ve Yusuf'un seslenişini duydum. Dur Vedat,
50:12
benim baban. Sen yoksun ihtiyar. Çekil önümden. Dedi Vedat. Bir itiş kakış sesi
50:18
ardından yere düşen bir bedenin tok sesi yankılandı tünelde. Gözyaşları içinde
50:24
koşmaya devam ettim. Tünelin sonu hafifçe aydınlanıyordu. Deniz kokusu,
50:30
yosun ve tuz kokusu burnuma doldu. Dışarı çıktığımda fırtınanın en şiddetli
50:36
anıydı. Eski terk edilmiş kayıkhanenin içindeydim. Dalgalar içeriye kadar
50:42
vuruyor, ahşap iskeleyi sarsıyordu. Elimde defter, karşımda kudurmuş bir
50:48
deniz. Arkamda öfkeli bir adam. Kayıkkanenin kapısına koştum ama kilitliydi. Pas zincirler kapıyı
50:55
tutuyordu. Dönüp arkama baktım. Tünelin ağzında bir gölge belirdi. Vedat elinde
51:01
o ağır demir parçası vardı. Babasını ardında bırakmıştı. "Bitti Leyla." dedi
51:06
Vedat nefes nefese. "Yolun sonu. Defteri ver. Belki gitmene izin veririm. Geri
51:12
geri gittim. İskelenin ucuna gelmiştim. Aşağıda siyah köpüklü sular kaynıyordu.
51:18
Nermin'in ve Süheyla'nın kaderini değiştirdiği o sular. "Bu defterde senin babanın hikayesi var." diye bağırdım
51:25
rüzgara karşı. "Baban seni korumak için burada kaldı. Babam bir korkaktı." diye
51:31
bağırdı Vedat. "Tıpkı senin anneannen gibi. Şimdi o defteri ver." Üzerime doğru gelmeye başladı. Kaçacak yerim
51:38
yoktu. Ya Vedat'ın öfkesine teslim olacaktım ya da gözüm iskelenin yanında
51:44
bağlı duran küçük motorlu bir sandala takıldı. Dedemin balık tutmak için
51:49
kullandığı eski sandal. Kendimi sandala attım. İpi çözmeye çalıştım. Vedat iskeleye atladı. Demir parçasını havaya
51:57
kaldırdı. Tam o anda kayıkanenin karanlık köşesinden bir patlama sesi
52:02
duyuldu. Vedat dondu kaldı. Omzunu tuttu. yüzünde şaşkın bir ifade belirdi.
52:08
Demir parçası elinden düştü ve suya gömüldü. Şaşkınlıkla sesin geldiği yöne
52:14
baktım. Karanlığın içinden eli titreyen, yüzü solgun ve kıyafetleri kirlenmiş bir
52:19
kadın çıktı. Elinde dedemin eski yadigarı vardı. Annem Zerrin. Kızıma
52:25
yaklaşma. Dedi annem. Sesi soğuktu. Karadeniz kadar soğuk. Vedat dengesini
52:31
kaybetti. Sendeleyerek iskeleden geriye doğru düştü. Sular onu içine çekerken
52:36
annem dizlerinin üzerine çöktü ve elindekini yere bıraktı. Ama hikaye burada bitmemişti. Çünkü Vedat suyun
52:42
yüzeyine çıkmadı. Dalgalar onu alıp götürdü ve biz anne kız fırtınanın
52:48
ortasında elimizde bir sonun aracı ve bir itiraf defteriyle kalakaldık. Deniz Vedat'ı karanlık sinnesine kabul
52:55
ettikten sonra garip bir sessizliğe büründü. Fırtına dinmemişti ama sanki dünyanın sesi kısılmıştı. Kayıkanenin
53:03
ahşap zemininde annem Zerrin elinde dumanı tüten tahtalı köye tek gidiş bileti o demirle bir heykel gibi
53:10
duruyordu. Gözleri denizin o köpüklü, belirsiz noktasına sabitlenmişti.
53:16
Sandaldan iskeleye geçtim. Bacaklarım titriyordu ama zihnim korkunun ötesinde
53:21
buz gibi bir berraklığa ulaşmıştı. Annemin yanına gittim. Elindeki ağırlığı yavaşça parmaklarını incitmeden aldım.
53:28
Dumanlı demir soğumuştu ama yaşanan anın soğukluğu üzerindeydi. Anne dedim
53:34
fısıldayarak. Bana bak. Annem başını çevirdi. O mağrur, o güçlü kadın gitmiş
53:39
yerine ruhu çekilmiş bir gölge kalmıştı. Ona engel oldum. Dedi annem. Sesi
53:44
titriyordu. Tıpkı babamın, tıpkı Kenan'ın yaptığı gibi. Tarih tekerrür etti Leyla. Biz geçmişin esiriyiz.
53:52
Hayır. Dedim kararlılıkla. Biz yarına kalanlarız. Anne, elimdeki dumanlı demiri denize Vedat'ın düştüğü yerin
53:59
uzağına fırlattım. Su sırrımızı sessizce yuttu. Şimdi bir karar vermemiz
54:05
gerekiyordu. Ya yetkilileri arayıp her şeyi olduğu gibi anlatacak, Süheyla'nın
54:10
yalanını, Yusuf'un tüneldeki son nefesini ve Vedat'ın düşüşünü itiraf
54:15
edecektik. Ya da bu ailenin geleneğini sürdürecektik. Susmak ve saklamak.
54:21
Tünelde Yusuf var dedim. Vedat onunla tartıştı. Biz sadece kendimizi savunduk.
54:28
Kim inanır bize?" dedi annem. Acı bir gülümsemeyle. Soylu Nermin hanımın kızı ve torunu eski
54:36
bir tanıdık ve oğluyla bu harabede ne yapıyordu? Manşetleri görebiliyorum.
54:42
Elimdeki deftere baktım. Her şeyin sebebi ve sonucu olan o siyah cildi. "Bu
54:47
defter bitmedi anne" dedim. Son bir sayfa daha var. Okumadığım bir sayfa.
54:52
Kayıkkanenin zayıf ampulünün altına geçtim. Defterin arka kapağının iç kısmına yapıştırılmış katlı bir kağıt
55:00
vardı. Titreyen parmaklarımla kağıdı açtım. Tarih yoktu. Sadece zerrine ve
55:05
onun kanından gelenlere başlığı atılmıştı. Okumaya başladım. Eğer bu satırları okuyorsanız ben artık yokum.
55:12
Ve muhtemelen Yusuf da yok. Çünkü o sadık bekçi beni son yolculuğuma kadar
55:18
takip edecektir. Ama bilmeniz gereken son bir sır var. En büyük hakikat.
55:23
Gözlerim satırlarda ilerledikçe nefesim kesildi. Dünya etrafımda dönmeye başladı. Zerrin kızım, sen kendini
55:30
Kenan'ın kızı sanarak büyüdün. Kenan seni kendi evladı gibi sevdi, korudu. Ama damarlarında akan kan o ailenin kanı
55:37
değil. Sen benim ve Yusuf'un kızısın. O tekne olayından önce yaşananlar bir
55:43
hataydı belki ama sen o hatanın en masum meyvesiydin. Kenan bunu biliyordu.
55:48
Çocuğu olmuyordu. Soyadını devam ettirecek bir evlada ihtiyacı vardı. Benim karnımdaki bebeği yani seni kabul
55:56
etti. Bu yüzden Yusuf'u tamamen hayatından çıkarmadı. Sadece uzaklaştırdı. Çünkü Yusuf senin öz
56:03
babandı. Beni aldattığı için onu hiç affetmedim ama kaderden de kaçamadım.
56:08
Yazıyordu satırlarda. Başımı kaldırdım. Dehşet içinde anneme baktım. Annem boş
56:14
gözlerle denizi izliyordu. Az önce sulara gömülen adam Vedat. Onun üvey kardeşiydi. Kardeşinin sonunu
56:20
getirmişti. Öz babasını yani Yusuf'u korumak isterken bilmeden kardeşine kıymıştı. Annem günlüğün hepsini hiç
56:28
okumamıştı. Cesaret edebildiği yere kadar okumuştu belki de. Eğer gerçeği bilseydi bugün tüm bunlar yaşanır mıydı
56:35
bilmiyorum. Annemin tüm gerçekleri öğrenmesine gerek var mıydı? Bu gerçeği anneme söyleyebilir miydim?
56:43
Anne, sen aslında o bahçanın kızısın ve az önce kardeşinin gidişine sebep oldun.
56:49
Diyebilir miydim? Bu bilgi onu yaşatmaz. Ruhunu bitirirdi. O anladım ki
56:54
Süheyla'nın ve Kenan'ın yıllarca neden sustuğunu. Bazı gerçekler yalanlardan
57:00
daha ağırdı. Ne yazıyor?" diye sordu annem. Sesi cılız bir umutla. Kötü bir
57:06
şey mi? Defterin o sayfasını yırttım. Hayır anne dedim. Gözlerinin içine
57:11
bakarak. Yalan söylemek ilk kez bu kadar doğal, bu kadar gerekli hissettirdi.
57:17
Seni çok sevmiş. Bu sayfada diyor ki: "Zerrin benim en kıymetli hazinemdir.
57:22
Onu korumak için her şeyi yaptım." Annemin yüzünde hafif bir rahatlama
57:28
belirdi. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Elimdeki yırtık sayfayı ve defteri kayıkanenin köşesindeki paslı
57:35
tenekenin içine attım. Cebimden çakmağa çıkardım. Ne yapıyorsun?" dedi annem.
57:40
"Geçmişi temizliyorum." dedim ve ateşi yaktım. Kuru kağıtlar, Süheyla'nın
57:46
itirafları, Nermin'in vedası, Yusuf'un sessiz aşkı ve benim öğrendiğim o ağır
57:52
sır hepsi alevlerin arasında kıvrılıp siyah küle dönüştü. Ateşin turuncu ışığı
57:57
yüzümüze vururken biz iki kadın sessiz bir yeminin gölgesinde birbirimize bağlandık. Ertesi sabah güneş doğarken
58:05
siren sesleri duyuldu. Gelenlere Vedat'ın eve izinsiz girdiğini, tünelde saklanan babasıyla tartıştığını, babası
58:13
hareketsiz kaldıktan sonra kaçarken fırtınada iskeleden düştüğünü anlattık.
58:18
Hikaye tutarlıydı. Tüneldeki Yusuf'un sonsuz uykusu, Vedat'ın izleri, kırılan
58:24
camlar, her şey bizim anlatımızı doğruluyordu. Görevli Amir o tüneli ve
58:29
Yusuf'un bedenini gördüğünde şapkasını çıkardı. "Yıllardır burnunuzun dibinde
58:35
yaşıyormuş." dedi. Garip bir hikaye Leyla Hanım. Evet dedim. Amire yorgun
58:40
bir bakışla. Bazı hikayeler gölgede kalmayı sever. Aylar sonra köşk satıldı.
58:47
O görkemli, kasvetli yapı artık restore edilip bir otele dönüştürülecekti.
58:53
Annemle birlikte şehre taşındık. Annem o geceden sonra bir daha hiç eskisi gibi olmadı. Daha sessiz, daha içe dönük bir
59:00
kadın oldu ama nefes almaya devam etti. Ben yeni evimin çalışma odasında temiz
59:05
bir defterin önünde oturuyorum. Elimde kalem, pencereden dışarıdaki kalabalık caddeye bakıyorum. Kimse benim kim
59:12
olduğumu, ne taşıdığımı bilmiyor. Herkesin bir maskesi var. Süheyla, "Anne annem haklıydı. Hayat bazen sevdiklerini
59:19
korumak için söylediğin yalanlardan ibaretti." Defterin kapağını açtım. İlk sayfaya tıpkı onun yıllar önce yaptığı
59:25
gibi bir tarih attım. 26 Kasım 2025 ve ilk cümleyi yazdım. Bugün ilk ilk kez
59:32
annemin gözlerine bakarken ona söylediğim yalanın ağırlığını hissetmedim. Çünkü artık biliyorum ki
59:38
sevgi bazen gerçeği söylemek değil, gerçeği saklamaktır. Ben Leyla,
59:44
Süheyla'nın torunu, Yusuf'un torunu ve bu sırrın yeni muhafızı. Bu defter benim
59:50
iç döküşüm olacak. Kalemi bıraktım. Dışarıda hayat akıyordu. İnsanlar
59:56
gülüyor, koşuyor, seviyordu. Ben gölgelerin içinde kendi gerçeğimle baş
1:00:01
başaydım. Nermin, Süheyla, Kenan, Yusuf ve Vedat hepsi bu sayfalarda yaşayacak
1:00:08
ama sadece benim için. Defteri kapattım ve kilitledim. Anahtarı boynumdaki o
1:00:13
yakut kolyenin Süheyla yazan madalyonun içine sakladım. Geçmiş gömülmüştü ama
1:00:18
tohumları benim içimde yaşamaya devam edecekti.
1:00:27
[Müzik]
1:00:42
Yaşanmış Gerçek Hikayeler kanalına abone olmayı ve videoyu beğenmeyi ihmal etme.
1:00:50
[Müzik]
#People & Society

